16.06.2005
“APOLOGETICS” veya “HÜCCETLE MÜDAFAA”

[ZAMAN]

“Hüccet” delil, kanıt demek. “Hüccetle müdafaa” ya da “apologetics” Hıristiyan ilâhiyatının Hıristiyan öğretisini/dogmalarını savunmak, kanıtlamak veya bunlara “mazeret bulmak”la iştigal eden dalı. Örneğin, Hazreti İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu gibi bir inancın akıldışı ya da mantıksız olmadığını, hatta diğer dinlerin inançlarından daha akla yatkın ve dolayısıyla insanlığa daha yararlı olduğu iddiasını kanıtlama uğraşı.


Günümüzde “tarziye vermek, özür dilemek” anlamında kullanılan “apologize” sözcüğü de buradan gelir. “Apology” mazerettir, tarziyedir. Kelime, içini doldurmayan, anlamını karşılamayan oluşumları tanımlamak için de kullanılır. Örneğin, köse bir erkeğin uzatmaya çalıştığı sakalına “sakal müsveddesi” anlamında “an apology for a beard” denir.

Apolojistler, davalarını sistematik olarak yürütürlerken, inanç ya da varsayımlarını destekleyecek sürgit gerekçeler üretirler. Bu çerçevede, argümanlarını zayıflatabilecek olgu, olay hatta cürümleri inkâr ederler. Yıllar içinde “muğfil” yani aldatıcı olmakla, insanları iğfal etmekle, amaçlarına ulaşmak için gerçekleri hasıraltı etmek, aklamakla suçlanmış olmaları bundandır. Örneğin, Hıristiyanlığın ilk yıllarında Hıristiyan inancının Roma İmparatorluğu’nun (ve giderek insanlığın) yararına olduğunu savunmak üzere binbir dereden su getiren apolojetiklere yöneltilen bir suçlama budur. “Seçici algılama” yani davalarını kötü etkileyecek gerçekleri yoksaymak, işlerine gelenleri büyük bir belâgatla abartmak, apolojistlerin başlıca yöntemleri olarak görülür. Bu bağlamda günümüzde “apolojetik” olarak anılmak iltifat sayılmaz.

Öte yandan, apolojistlerin en yaman hasımları, “gerçek”e inanç, dogma ya da Hıristiyan öğretisi ile değil, mantık ve sınama/deneme yani bilimsel yöntemle varılabileceğini savunan “rasyonalistler”dir.
“Bilimsel yöntem” elle tutulur verilere dayanır. Önce hüküm bildirip, ardından bu hükme mazeret/delil aramaz. Sonuca/hükme delillerden yola çıkarak varmaya çalışır.

Bu uzunca girizgâhtan sonra, Boğaziçi Üniversitesi’nde toplanması plânlanan (ve ertelendiği anlaşılan) “İmparatorluğun Çöküşünde Osmanlı Ermenileri:Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi” isimli konferansı tertipleyenlerin, söylemlerinin aksine, “bilim adamları” değil “apolojistler” klasmanına girdiklerini düşündüğümü ifade etmek isterim.

Şöyle ki, akademik ünvanları ne olursa olsun, Belge-Berktay-Deringil üçlüsü ve yandaşları, yola “Ermeni soykırımının bir vakıa olduğu” ön-yargısıyla yola çıktıklarını defatle ilân etmiş insanlardır. “Ön-kabul” değil, “ön-yargı” çünkü ön-kabul bilimsel yöntemde “hipotez”in karşılığıdır. “Hipotez,” sınanmak içindir. Oysa, bu beyler, hipotezlerini sınamak, gerçeğe bilimsel yöntemle ulaşmak gibi niyetleri olmadığını, konferansı “verilere” kapatmak suretiyle ilân etmişlerdir.

Soykırım ithamında “veriler” arşivlerdir. Bir toplumun arşivlerini bireyler değil (ister istemez) “devlet” kurumları muhafaza ederler. Bu arşivlerden nasibini alan bireylerin vardıkları sonuçların devletin o günlerdeki politikasıyla hasbelkader örtüşüyor olmaları onları ikinci sınıf bilim adamları yapmadığı gibi, apolojist davaları nedeniyle arşivlerin yanına uğramayanların “bilimsel yöntem” konusunda söyleyecekleri sözleri olamaz. Nitekim, İlber Ortaylı, Halil İnalcık gibi tarihçileri dışlayan bir konferansın, elif-be’den nasibini almamış edebiyatçı ve şairlere itibar etmesi “seçici algılama”nın itirafından öte değildir.

“Seçici algılama” düşünce özgürlüğü gibi, demokrasi gibi günümüzün popüler kavramlarının ardına da saklanamaz, çünkü, bilimsel veriler demokrasi kaldırmaz. Veriler dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlıyorlarsa, düşünce özgürlüğü adına tersini savunmakta ısrar abesle iştigal olamayacağına göre, kitleleri bir dava uğruna aldatmak gayretinden ibaret kalacaktır. Dünyanın yuvarlak olup olmadığına “demokratik oylama” ile de karar veremezsiniz. Yapacağınız iş, verilere itibar etmektir ki, bu da verileri yoksaymakla olmaz.

Peki, Ermeni soykırımı olmadığını içinize sindiremiyorsanız ne yaparsınız? Çok basit: verileri sorgular, eldeki verileri geçersiz kılan veriler sunarsınız. Ancak bunu yapabilmek için, bir karşı tarafın yani iddiaları resmi tarihle örtüşenlerin elini görmeniz, iki, kendi elinizin daha iyi olduğundan emin olmanız gerekir. Konferansı, resmi, ya da değil, “verilere kapatmak” olayı bir “fact-finding” misyon olmaktan çıkaracak, apolojist hareketine döndürecektir ki, olan da budur.

Bu noktada sorulacak soru, peki, Belge-Berktay-Deringil üçlüsü ve yandaşları hüccetle müdafaa ettikleri nedir? Bu sorunun cevabını bir çırpıda vermek hiç de kolay olmamakla birlikte, bana öyle geliyor ki, “Avrupai” olduklarını düşündükleri değerler ve yaşam biçimidir. Yeni dünya düzeninin ve neo-liberalizmin diğer sistemlerden daha akla yatkın ve dolayısıyla insanlığa daha yararlı olduğu iddiasını kanıtlama uğraşıdır. Günümüzde Hırisitiyan apolojetiklerini aratmayan bir inanç manzumesi haline gelmiş olan bu sistem ve değerleri yüceltmek için bulunamayacak mazeret, hasıraltı edilemeyecek arşiv, aklanamayacak haksızlık, çiğnenmeyecek bilimsel kural yoktur.

Bu bağlamda, Boğaziçi Üniversite’nin bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir toplantıya evsahipliğine kalkışmasını “ihanet” vb. kötü niyete değil, fevkalâde “ala turca” bir sen-ben-bizim oğlan ilişkisine atfettiğimi de söylemeliyim. Toplantıya davet edilenlerin asgari müştereğinin AB’cilik ve türevleri olduğu düşünüldüğünde, “düşünce özgürlüğü” ya da “akademik özgürlük” gibi “mazeretler”in kolayca yandaş bulmuş olmasına şaşırmamalı.

Yeri gelmişken, “apolojist” kelimesi günümüzde saygınlığını yitirmiş bir kelime olduğundan yerini “spokesperson” ya da “sözcü” kelimesine bırakmış olduğunu hatırlatmalıyım. Sözcü, tıpkı bir apolojetik gibi, “verili bir davanın partizan/yanlı sunucusu” olup, aralarındaki tek fark belâgat farkıdır. AB sözcüleri, bilimsel yani yanlı olmadıklarını açık etmemeye özen gösterdikleri için “yansız” bir dil kullanmaya çalışırlar. Konferansın adının her derde deva muğlaklığı da bundandır.

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly