27.10.2004
SEN, BEN, BİZİM OĞLAN

[ZAMAN]

Yeşillerin son İstanbul toplantılarında, hükümet yetkililerin dışındaki tek “sağcı” Mesut Yılmaz’mış: Ters-yüz edilmiş Marksizm.

Onlara “institutçiki” diyorlar, “mektepliler” diye çevirmek lâzım ki, telmihi anlaşılabilsin. St.Peterburg ve Moskova’nın gözde üniversitelerinden mezun, reformlardan memnun, özgürlüklerle esrik, sosyalist ve Marksist kimliklerinin son artıklarından da kurtulmaya, kendilerini küresel ekonomik düzene eklemlemeye duranlar.

Devletçi düzene adam yetiştirmek üzere oluşturulmuş eğitim kurumlarından mezun bu becerikli gençlerin egemen sınıflarda yerleşik hamilerine gösterdikleri sadakatın yurtdışı seyahatler, Batı üniversitelerinde eğitim gibi imkânlarla ödüllendirilmesi adettendir. Bu tür imkânlardan yararlanan gençler, Batılı meslektaşlarına kendilerini “ceberrut hükümetlerin baskısı altında yaşayakalmayı nasılsa başaran, sertlik-yanlısı statükocuların hışmına göğüs geren” ilerici liberaller, zapadniki, (“Batı muhipleri”) ve düzen muhalifleri olarak tanıtmakla yükümlü hissederler.

Yabancı ilişkilere ve mallara rağbet, tanımlayıcı vasıflarındandır. Aralarından küresel ticaret ve finans piyasalarına yakın olanlar, ilişkide oldukları grupların Rusya’daki ticari çıkarlarını kollar, hükümet nezdinde lobi yaparlar. Hemen hepsi özellikle de Chicago Üniversitesinden Milton Friedman’ın, Thatcher-Reagan ikilisinin laissez-faire ekonomik politikalarının cazibesine kapılmışlardır. Radikal reformcular, “Chicago oğlanları” olarak da bilinen bu zümrenin arasından çıkar.”

Halk, özellikle de devlette hizmetinde bulunmuş sivil-asker apparatçiki, bu genç ve ayrıcalıklı grubu, aşırı-eğitimli, kozmopolit, bireyci ve yaşam-tecrübesinden yoksun gördüğünden, siyasi sorumluluk gerektiren mevkilere seçimle gelmeleri kolay değildir. Onlar da iktidar arzularını akademisyenler-arası entrikalar, yabancı ülkelerde itibar kazanmak için rekabet gibi alanlarda siyaset yaparak tatmin etmeye çalışır, radikal reformlar için gerekli medya desteğini örgütlemek üzere dışarıdan çalışırlar.

Yerleşik oligarşi için araştırma notları hazırlamak, ekonomi-politik söylevlerini yönlendirmek gibi işlerde yardımcı olurlar. Buna karşın oligarşinin çekirdeğiyle paylaştıkları pek fazla bir şey yoktur. Hatta, yerleşik iktidarın ileri gelenlerine, apparaçiki’ye, askeri-endüstriyel düzenin temsilcilerine önemli bazı noktalarda ters düşerler. Ancak, çıkarları ve/veya aileleri nedeniyle, oligarşinin bir parçasıdırlar. Ve ne denli uzak düşerlerse düşsünler, egemen seçkinlere toplumun ayrıcalıksız katmanlarına olduklarından daha yakındırlar.

Hemen her türlü değer yargı sistemine şüpheyle yaklaşan, Rusya’yı “kendileri için” kolay yaşanılabilen, yani Batılı ekonomilerin kendi zihinlerindeki varlıklı imajına uygun bir ülke yapacak, atak olduğu kadar da soyut “toplum mühendisliği” rüyaları gören, “özü itibariyle köksüz, yurtsuz” bu grup, Dostoyevskî’nin “...Sahici hayatın düşmanları, bağımsız olmaktan korkan modası-geçmiş Liberaller; düşünce dalkavukları, bireysellik ve özgürlük düşmanları, kokuşmanın ve çürümenin sarsak avukatları! Yegâne önerileri bunama, burjuva türü görkemli sıradanlık, iğrenç yüzeysellik, kıskanç eşitlik, bireysel onura yer vermeyen eşitlik, uşakların yada 1793 Fransızlarının anladığı cinsten eşitlik olanlar. Daha da kötüsü, sürüyle alçağı aralarında barındırırlar, sürüyle alçağı!” dediği gruptur.

Gençliklerinde Marksist dogmalar, Brezhnev-vari “gerçek sosyalizm” tanımlarıyla büyümüş olan bu yeni liberallerin özleri itibariyle ekonomik-deterministler olmaları kaçınılmazdır. Bu çerçevede, Batının neo-klasik ekonomi doktrinlerinin en indirgemeci ve deterministik olanlarını benimsemiş olmaları da şaşırtıcı değildir. İdealleri, serbest pazarın ve hizmet sektörünün egemen olduğu endüstri-sonrası toplumunda yaşamaktır. “Üretim” komünist komisarlarını çağrıştırdığından, liberal reformcular, kelimeyi duymak bile istemez, Rusya’nın sorunlarını üretim artışıyla çözmeyi öngören herhangi bir reçeteyi öfkeyle reddetme eğilimindedirler.

Marks’ın tarihi devrelerin kaçınılmazlığı düşüncesi, zihni yapılanmalarının temelini teşkil ettiğinden, ilkel ve denetimsiz Ondokuzuncu yüzyıl kapitalizmini ülkenin kaçırdığı “evrensel kalkınma dönemi” olarak görürler. Ve dolayısıyla, “muassır medeniyet”i yakalamak için, Rusların Onsekizinci yüzyıl İngiliz istifçilerinin ya da Ondokuzuncu yüzyıl Amerikan hırsız baronlarının “ilkel birikimcilik ahlâkı”nı benimsemelerini teşvik etmekte sakınca görmezlerken, ahlâki kuralları muassır medeniyeti yakalama sürecini yavaşlatan engeller olarak algılarlar. Determinizme duydukları iman, radikal reformcuların olayların olası siyasi, sosyal ve ahlâki açıklamalarını görmelerini engeller; seçkinlerle kitleler arasındaki farklılıkların ve yabancılaşmanın artıyor olması gibi, düzenin meşruiyet kriziyle karşı karşıya gelebileceği gibi Andrey Sakharov ve çevresinin daha ‘60larda işaret ettikleri tehlikeleri göz ardı ederler.

Araçları, amaçların, yani serbest-pazar ekonomisini ekonomik kalkınmanın, yerine ikame etmiş olduklarından, muassır İngiltere gibi bir takım “serbest-pazar” ekonomilerinin Japonya, Güney Kore, 1970lerin Tayvan gibi, üretim bakımından planlı ya da yarı-planlı ekonomilerden daha verimsiz oldukları gerçeğinin üstünü örter, tüm gayretlerini planlama ve denetimin tüm unsurları ortadan kaldırılmaya yöneltirler. Radikal reformların beklenen davranış değişiklikleri ile sonuçlanmadığını gördükten sonraki tavırları da az çok bellidir: bir kez daha dönecekler ve “tutunamayanlar” ürettiğini ima ettikleri kabahati Rus kültüründe bulacaklardır. “Bir bakıma, Mao’nun Kültürel Devriminin çok daha ılımlı bir çeşitlemesi olan bu toplumsal nefret kampanyasının en çarpıcı yanı, en etkin yandaşlarının bizzat kendilerinin hiç değilse eğitimleri ve profesyonel kariyerleri itibariyle entelektüel takıma dahil olmalarıydı. Bu nedenle entelijensiya-karşıtı konuşmalarının çoğu, kendi geçmişlerini ve ailelerini utanmadan red etmeleri anlamına geliyordu. Bu kitlesel dönekliğin acı olduğu kadar da güvenilir bir anlatımı, Andrey Sinyavsky’nin ölümünden sonra basılan kitabında yer almaktadır.”(1)

 

 

(1) The Tragedy of Russia’s Reforms, Dmitri Glinsky & Peter Reddaway, s.236

(2) aynı eser



 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly