24.03.2008
“İÇERDEN MIRILDANMALAR”A DAİR MEKTUP
Sevgili Elbruz,İki haftadır usanmadan yazdığınıza göre, “İçerden Mırıldanmalar” sizi gerçekten de üzmüş olmalı. Yazışırsak, biraz rahatlarsınız belki. İlk iletinizi gecenin bir saati, adamakıllı da yorgunken okumuştum.  Daha doğrusu kendimi kirlenmiş hissediyordum gün boyu süren tartışmalardan, mektuplardan, telefonlardan, saklı gündemlerden, beklenmedik ilişkilerden, bağlantılardan.  Buna karşın, "Elbruz" gibi bir isim görünce okumadan edemediydim – nedeni de  Elbruz yüreğimde yer eden bir dağdır benim, kim koyduysa adınızı aklıyla bin yaşasın.Sergilediğiniz tutkulu ısrarı suskunlukla karşılamak yakışıksız, ancak itiraf etmeliyim ki,  sohbete nereden başlayacağımı da kestirebiliyor değilim.  Gelin, bari  ilk mektubunuzdan başlayalım.   Subject: [Alev ALATLI] bir mırıldanma kimlerin kalbini kırar acaba?
Sent: 19 Şubat 2008 Salı 23:30 Meraklar içindeyim; memleket meseleleri hakkında kalem oynatırken hakkaniyeti ve akl-ı selime hürmeti her vakit çıkınında hazır bulundurmak gibi soylu bir alamet-i farika ile temayüz ederek gönlüme ve düşünce dünyama sarsılmaz taht kurmuş olan Sn. Alatlı’nın, Zaman gazetesi tarafından –şüphesiz hoş görülemeyecek bir işgüzarlığın sonucu olarak- yayımlanmayan “İçerden Mırıldanmalar” başlıklı yazısı kim-ler-i hayal kırıklığına uğratmıştır?Teşekkür ederim.
Hiç unutmam, televizyonda düzenlenmiş bir tartışma programında “Ermeni Meselesi” özelinde konu alevlenmişken, konukların ikide bir “demokrasi, insan hakları, azınlık hakları…vs”gibi popüler kavramları tekrarlayıp durmalarından sıkılmış olmalı ki Sn. Alatlı, söz sırası kendisine geldiğinde “yerli” vicdanından aldığı güçle olsa gerek şu çıkışıyla taşı gediğine koymuştu: “Sayın konukların söylediklerini anlıyorum.Ama, af edersiniz! O istediğiniz şeylerden öte bir şey istiyorum ben: Adalet! Bunu istemeye hakkım yok mu?”Hatırlamış olmanıza da teşekkür ederim.Adalet gibi soylu bir üst ilkeyle hareket etmek mümkünken, Sn. Alatlı’nın henüz yazısının başlangıcında tülbent ve türban ayırımını “anlaşılabilir” sayan yaklaşımı üst ilke ile araya birinci parantezi açmış oluyor.
Evet, benim gözlemim tülbent ile türbanın algılanması arasında çarpıcı bir fark olduğu şeklinde.  Çarpıcı ve bir o kadar da ilginç. Evet, en azından benim çevremin “örtüsüzler” kümesinde, türbent  hayrhah bir algı yaratırken,  türban ürpertiyor. Peki, bu “anlaşılabilir” bir ayırım mıdır?  Nedenlerini irdelerken büyük yanlışlara düşmemek kaydıyla, hemen her sosyopsikolojik oluşum gibi, elbette bu da anlaşılabilir. Bir oluşumun “anlaşılabilir” olması, o oluşumun “adil” olmasını gerektirir mi? Hayır. “Rasyonel” olmasını gerektirir mi? Ona da hayır. Devam edelim.
Yazının birinci paragrafında dile getirilenlerin sadece “gözlem”den ibaret olduğunu kabul etmek isterim.Lütfedersiniz.Ne var ki, paragrafın birinci cümlesinden sonraki tasvir cümlelerinde “tülbent dünyası” öylesine sıcak ve candan tasvir ediliyor ki türbanın bu tasvirde yer almayacağına okur peşinen hazırlanmış oluyor. Tasvir edilen “tülbent dünyası” değil, “tülbentin derin belleğimizdeki” nostaljik uzantıları, yine de uslübumu takdir ettiğin için teşekkür ederim.  Ama ,olsun bu yargıların sadece “gözlem” olduğuna inandırabilirim kendimi galiba.Ama devam eden satırları ne yapmalı? Kendinizi inanmaya zorlamanızın nedenini anlamakta zorlanıyorum, doğrusu! Sn.Alatlı , devam eden cümlelerde “türban dünyası” ile “İslami tesettür”ün katı yorumunun tercih edilmiş olacağı önkabulünden hareketle,Yanlış, söz konusu olan “önkabul” değil. Doğrusu “algılama farkının olası nedenlerinden hareketle” olmalıydıkadınla ilgili diğer yorumların da kabullenilmiş olacağı anlamını çıkarıyor Yine yanlış. Doğrusu, “tülbente sıcak bakanların türbandan duydukları korkuyu semboller bağlamında irdelemeye çalışıyor” olmalıydıve vurmaya başlıyor  abalıya: Garip! Abalı kim? Türbanlı hanımlar mı? Açık hanımların hissettiklerini korkuların olası nedenleri mi? Vurmak da nereden çıkıyor?“ Bunların(yorumları kastediyor) arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde, eşrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır”Evet, türban korkusunun altında yatan “yorumlar”ın bir kısmı bunlar.
Sn Alatlı’nın, yukarıda italiklediğim cümlede dile getirilen yorumun ve benzeri yorumların kaynağını, beslendikleri tarihsel ve kültürel zemini ve nihayet “dini referans” olarak kullanılabilirlik değerini pek ala biliyor olduğundan zerre şüphem yok. E, herhalde!  Bir yandan yazara hürmetim ve muhabbetim bu değerlendirmelerin “gözlem” olduğunu göz ardı etmememi hatırlatsa da öte yandan yazarın, -dikkatinizi çekmek isterim-paragrafı tamamladığı son cümlelerde “biz” demeyi tercih etmiş olması, artık yazının nasıl devam edeceği ile ilgili fikrimin pekişmesini sağlıyor:Bu “biz” hangi “biz”dir, bilemeyeceğim; buna karşın, değerlendirmelerin “gözlem”den gayri birşeyler olabileceği hususundaki ısrarlı imalarınızın nedenini anlamak da benim için pek mümkün değil. Öte yandan, tarihsel ve kültürel zemini  biliyor olmam ile bu tarihsel ve kültürel zeminin cismanileşmesi gibi algılanan türbandan korkuluyor olması arasında ne gibi bir ilişki kurduğunuz da meçhul. “Tülbent iyidir, türban yan gözle bakılabilir”Yazıda böyle bir hüküm yok. -“ Türban, …aklen dinen dun yaratıldığımızı kabul eden,dolayısıyla haysiyetimizi rencide eden bir yorumu ima etmektedir”

Yazıda böyle bir hüküm de yok; “izlenim” ifade ediliyor.  

İş “biz”e yani “kadınlar”a vardıktan sonra artık buradan sonra “hakkaniyet” aranmaz diye düşünüyorum. Elbette “hakkaniyet” aranmayacak; türban ya da herhangi başka bir sembolden duyulan korku, “hak gözetmelidir” diye bir  talep olamaz. Nitekim, devam eden satırlarda üzüntüyle yanılmadığımı görüyorum.Yazının devamında dini metinlere de “içeriden” dokunduran pek “feminen” bir yaklaşımla konu noktalanıyor.“Feminen”?  Aman, efendim, tesettürü konu alan bir yazı “feminen” yaklaşım sergilemez de ne yapar?Hülasa, Alatlı yazılarında rastlamaya alışık olduğum üzere bol bol italiklenmiş ve tırnak içine alınmış cümlelerle karşılaşsaydım bu yazıda “minareyi çuvala sığdırmaya” bahane bulabilecektim. Doluya koydum, boşa koydum olmadı.
Minareyi çuvala sığdırmama yardım edecek birisi var mı acaba?
Çuvala girmesi gereken minarenin hangisi olduğunu da söyleseniz?!  Sn. Alatlı’nın bu yazısının boşluğa atılmış bir ok olmadığına beni inandırabilecek birisi… Bu “feminen” sosu fazla kaçmış yazının gündemi sürükleyen tartışmalara veya taraflara ışık tutabileceğine inanan birisi yani… Vallahi teşneyim inanmaya! Hazır ve nazırım.Bekleyelim, görelim.Ülkenin bu sığ, kör dövüşü meydanında Alatlı’nın tertemiz adına “her hangi bir tarafta” kim rastlamak ister-di- ki!?Şu baklayı ağzınızdan çıkarsanız da bir  anlasam ne demek istediğinizi?  Hadi, canım, biraz daha cesur olun!

[Alev ALATLI] Üstadımın gerdiği yay....__,_._,___
Alev Alatlı “içeriden mırıldandı.” Bu mırıldanma kim-ler-i hayal kırıklığına uğrattı acaba, diye meraklara gark olduğumu anlatan ve merakımı dindirecek herhangi bir yoruma muhtaç olduğumu dile getiren bir yorum yazmıştım burada.Bana sorarsanız, metni değil, metinde kendi doğrularının tasdik edildiğini  görmeyenleri  hayal kırıklığına uğrattı. Gruba yansıyan yorumlardan - ki çok çabuk geçiştirildiğini düşünüyorum konunun- meseleye yaklaşımın kalitesini Sn. Alatlı’nın çıkışının dahi yükseltemediğini hayretle gözlemledim.(Mesele gerçekten önemsizdir, zira konu yıllardır bu ülkede yerli yersiz bahane ve argümanlarla tartışıla tartışıla mihverinden , neredeyse tamamen, çıkarılmış adeta kevgire çevrilerek bin bir yamalı bohça kıvamına getirilmiş bulunuyor. Ama, sadece, Sn Alatlı’nın ilgiye mazhar görerek konu hakkında yazmış olması bile, yeniden silkinip konuyu konuşmaya bahane olabilmeliydi.)Olacağını umuyorum hâlâ!  J Mahut yazının beni meraklara sürükleyen yönü, yazının içine serpiştirilmiş birkaç düşünce ve bakış açısının –makale sınırlarını muhafaza etmek kaygısından olsa gerek- savrukluğundan kaynaklanan anlam belirsizliği idi. Yıllardır Alatlı metinleriyle boğuşa boğuşa bu günlere ermiş bir adam olarak, ben dahi, metin karşısında aciz kaldığımı belirtmiştim yorumumda. Nedense “Elbruz”un kız ismi olduğunu düşünmüştüm ben de! Olsun, gene de güzel! Boşa koyuyordum, doluya koyuyordum; olmuyordu. Şu kadarını söyleyeyim; üslubuna aşina olmasam söz konusu yazıyı Alatlı’nın yazmadığını kabul etmeye bile hazırdım…  “Yıllarca aranıp durduğun şeyi bulduğunda karşılaşabileceğin hayal kırıklıklarına kendini hazırlamalısın.” Bilmiyor değilim bunu. “İnsanların kısm-ı azamı kendilerini doğrulamak için okurlar” diyor üstad; bunu da biliyorum. İşte tam da bu yüzden, beklide “kısm-ı azam” dan olmadığımı haykırmak için, neredeyse kendisiyle taban tabana zıt düşüncede olduğum konulara yaklaşımında sergilediği hakkaniyeti kılavuz tutan derinlik, mahirane kullandığı üslup ve vukufiyetle işlediği bilg-iler harmonisi karşısında şapka çıkartmış,boynumu saygı ve hayranlıkla bükmeyi de bilmiş bir okuru olarak ben yazı ile ilgili itirazımı sürdürmek istiyorum.BuyrunBana bu cesareti veren Sn Alatlı’nın Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan röportajda karşılaştığım –bence, günah çıkarma anlamına gelen- şu cümleleri: “ Bu durum bana çok ağır, inanılmaz bir kirlenmişlik duygusu veriyor.” Sn. Alatlı bu cümleyi, yazı üzerinden ‘Zaman gazetesi’nin temsil ettiği değerlere’ saldırılması karşısında duyduğu rahatsızlığı anlatırken kullanıyor. Hayır! Kirlenmişlik duygusu veren,  ‘Zaman gazetesi’nin temsil ettiği değerlere’ saldırılmış olması değil, cemaat mensubu iki hasmın benim üstümden üstelik hayal edemeyeceğim bir edepsizlikle hesaplaşmaları ve metnin diğer medyaya bu yoldan dağıtılmış olmasıdır.  Dumanlı’ya nisbet yapar pozisyonuna düşürülmüş, seviyesiz bir kavgada kullanılmış olmamdır. Yeni Şafak’taki arkadaş konuyu bildiği için üstü kapalı geçmiş, hepsi bu. “Keşke bununla sınırlı kalsaydı be üstadım!” diye içleniyorum ben. Çünkü bana göre yazı, sadece Zaman’a saldırmak için kullanılmadı, “taraf”lardan birini fena halde hırpaladı. Hırpalanan “taraf”tan muradınızı açıklamanız lâzım. Bir ihtimal “türban”lı hanımlardan bahsediyorsanız ve gözlemlerimde hakikat payı varsa,  mağduriyetlerinin giderilmesiyle birlikte ortaya çıkacak tablonun çok daha acıtıcı olabileceğindan korkarım.  Ve yazık ki bu hırpalama hiç beklenmedik bir kalemin yazdıkları üzerinden ve hiç beklenmedik bir ‘hakkaniyete hürmetsizlik’ dışlayıcılığı ile gerçekleştirildi.Gün ola devran döne, efendim.  Bana da sorarsanız, gün gelecek, bu metnin uyarıcı niteliği teslim edilecektir. Önceki yorumumu tamamlarken “Ülkenin bu sığ, kör dövüşü meydanında Alatlı’nın tertemiz adına “her hangi bir tarafta” kim rastlamak ister-di- ki!?” diye hayıflanmıştım. Hayıflanmayın Elbruz bey! Yaşıyor, yazıyor, risk alıyorsanız, bunlar olacaktır. Çok zaman önce Sn. Alatlı’nın adının E. Aköz’ün ağzına sakız olduğu günlerde de bu günlerdekine benzer bir acı tat saplanıvermişti damağıma. Öfkeden yutkunamamıştım bile!!! Bu acı tada alıştırmalı mıyım kendimi? “Yerli olmak/tanrıların saltanatına çomak!” diye ünlemiştim Or’da kimse var mı serisini tamamladığım ilk gençlik yıllarımın serkeş günlerinde. Yeni bir sayfa aralayıp şimdi “Yerli olmak/acı tatlara alışmak” diye bir not mu düşmeliyim ? O notu düşmekte geç bile kalmışsınız desem? J Sn Alatlı’nın Sky tv. de konuk olacağını duyunca aynı acı tadın korkusu sardı beni. Şükür, böyle bir hal gelmedi başıma. Program, beklediğimden heyecansız ve derinlikten nasipsizdi. Böyle olmasının Sn. Alatlı’nın ve söylediklerinin, G. Hacır’ın alışık olduğu konu ve konuk profiline uymamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ayrıca bu durumdan çok memnun olduğumu da dile getirmek isterim. G.Hacır’ın ,”beklenen” cevapları vermeyen, sözü eğip bükmeyen, demagojiye tamah etmeyen konuğu karşısında yer yer tıkandığını ve bunaldığını gözlemledim ve açıkçası bu durum son günlerde “acıların çocuğu” kıvamına gelmiş yüreğime su serpti.
Ayrıca, Sn Alatlı’nın tıpkı röportajda olduğu gibi programda da ‘günah çıkarma’ havasında olduğunu gözlemledim, dersem, umarım haksızlık etmiş olmam.
Haksızlığın çok ötesinde, ayıp hatta hakaret etmiş olursunuz! ‘Bu kızcağızları’ yok saymanın ne kadar saçma olduğunu söyledi mesela. Ama “Örtünme dini bir hak değildir; seküler bir haktır.” tespitini yapmanın kaçak güreşmek olduğunu düşünmeden de edemedim. Yanlış. Söylediğim, örtünmenin değil, örtülü ya da örtüsüz herkes için yükseköğrenimin seküler hak olduğudur.  Tamamen yanlış anlamışsınız. Tıpkı yazıda ne anlatmak istediği sorulduğunda “Bırakın açık ve kapalı kadınlar tartışsınlar birbirleriyle… Erkekler çeksinler ellerini kadınların üzerlerinden.” demeni n de kaçak güreşmek olduğunu düşündüğüm gibi.Yine yanlış. Evet, yazının hedeflediği sonuç budur. Evet, tartışması gerekenler kadınlardır. Kaçak güreşmek konusunda yine ayıp ediyorsunuz. Hoş, size gelinceye kadar ne ayıplar gördü gözlerim!  Ben , aslında yazı etrafında koparılan fırtınadan hareketle Sn Alatlı’ın bir sitede karşılaştığım, 'Okuru küçümsemeyin, oto sansüre girmeyin' deyip, okur anlamaz türü laflara hep karşı çıkmışımdır. Kendi kitaplarımda da çıtayı yükseltirim. Hiç de zararını görmedim."sözü hakkında üç beş kelam etmek muradındaydım…Hatta erinmedim üşenmedim, yakınımda yöremden her seviyeden okumuş yazmış kişilerin söz konusu yazıyı okuduktan sonra ‘ bu yazı ne diyor?’sorusuna verdikleri cevapları harmanladığım bir yorum yazacaktım. Şimdiden söyleyeyim, karşılaştığım sonuç beni şaşırtmadı ama Sn Alatlı’yı ‘hayal kırıklığına’ uğratabilir. Bir daha ki sefere o sonuçları da paylaşırım inşallah burada.Yazı uzadı….Demek ki acım dinmemiş hala.
Önceki yazımda , İçeriden mırıldanmalar başlıklı yazının Alatlı tarafından boşluğa atılmış bir ok olduğunu söylemiştim ve bu okun kimi yaralayacağını merak ettiğimi belirtmiştim.Sürec kimin yaralandığını gösterdi.
Bir de bana söyleseniz kimin yaralandığını?!  Sizin yaptığınızı yapıp, söylemediğiniz şeylere hüküm getirmeyeceğim ama siz de biraz cesur olun kuzum!  Çıkarın şu baklayı ağızınızdan! Ama merakım dinmiş değil; kendisini manevi ablam ve pirim saymakla gururlandığım Sn.Alev Alatlı’ya sormam gereken bir soru dudağımda: “Üstadım, bu kör dövüşü meydanında karanlığa attığınız ok/taş ürküttüğünüz kurbağaya değdi mi acaba?”Evet, efendim değdi!   Ne ezberler bozuldu, bir bilseniz!
Meraklısına not: “İçeriden mırıldanmalar” başlıklı yazının Alatlı metni olamayacak kadar ‘savruk’ olduğunu düşünüyorum hala. Yazının birinci paragrafı olmasaydı eğer metni öpüp başıma koyardım.Yine de teşekkür ederim. [Alev ALATLI] Kamuoyu Araştırması Sonuçları :)Bu gayretinizi de görünce, itiraf etmeliyim ki, gelmiş geçmiş en tutkulu okurlarımdan biri olduğunuza hükmetmek geldi içimden!  Sağolun!İçeriden mırıldanmalar başlıklı yazının düşünce dünyamda yarattığı sarsıntıyı dindirmeye, damağıma sapladığı acı tadı bastırmaya çalıştığım günlerdeki “ sıkıntılanmalarımı” azad etmek muradıyla burada yazdığım iki yazıdan sonra bahsi kapatmaya hazırlanırken, ilgili yazı çerçevesinde -kendi çapımda- gerçekleştirdiğim mütevazi kamuoyu araştırmasınınJ sonuçlarını grup üyeleriylepaylaşmak istiyorum.Bu araştırmaya beni sevk eden, Sn. Alatlı’nın bir sitede karşılaştığım şu değerlendirmesiydi: 'Okuru küçümsemeyin, oto sansüre girmeyin' deyip, okur anlamaz türü laflara hep karşı çıkmışımdır. Kendi kitaplarımda da çıtayı yükseltirim. Hiç de zararını görmedim." Önce,yaptığım araştırmaJ hakkında bilgi vereyim:ü Araştırma, 17-40 yaş aralığında üniversiteye hazırlık, üniversite öğrencisi, üniversite mezunu, yüksek lisans ve doktora seviyesinde50 kişi üzerinde uygulanmıştır.ü Dağılım: %30-Üniversiteye hazırlık%40-Üniversite öğrencisi%20-Üniversite mezunu-Yüksek lisans%10-Doktoraü Cinsiyet Dağılımı: % 40-Kadın%60-Erkekü Deneklerden –mümkünse yazarın ismi bir kenarda tutularak -‘içeriden mırıldanmalar’ başlıklı yazıyı okumaları istenmiştir.ü Bu okuma sonucunda kendilerine tek bir soru sorulmuştur: “Bu yazı/yazar ne diyor?”ü Deneklerin soruya tek cümleyle cevap vermeleri istenmiştir.Bu soruya verilen cevaplar,’önemsiz’ tekrarları ayıklamak ve bariz dil hatalarını düzeltmek dışında müdahale etmediğim şekliyle aşağıdaki gibidir:-Kadınlar kendi meselelerini kendileri çözmelidirler.-Türban başka siyasi amaçları gizleyen bir araçtır.-Türban meselesini mesele yapan kadınlardır.-Bu durumun daha fazla uzatılmasını istemiyorum.-Modern erkek, tıpkı ataları gibi, kadın üzerindeki tahakkümünü sürdürmek istiyor.-Kadın meselesi geçmişte de sorundu.Yarın da sorun olmaya devam edecek.-Türban meselesi feminizmin neresindedir?-Bu yazıyı Atatürkçü Düşünce Derneği yönetiminden biri mi yazmış?-Başörtüsü diye bir sorun yok. Sorun türbandır. Sorun olmayı da hak etmektedir.-Gündemdeki başörtüsü meselesinin İslam’ın istediği kadın profilini değil toplumun istediği kadın profilini pekiştirdiğini düşünüyor yazar.Haklı değil, haksız da….-Türban ve tülbent arasındaki fark anlatılmış; ama ben anlamadım.-Erkeklerin otoritesine ve onları destekleyen kültlere başkaldırı .-Türban kadınların meselesidir.-Tam anladığımı söyleyemem ama yazar, dini metinlerde kadın bu kadar övülmüşken kadınların bugün kendi sorunlarını çözmekten aciz olmaları karşısında üzüntüsünü dile getiriyor galiba.-Yeni kadın ve eski kadını karşılaştırmış yazar. Ama anlamadım, annem öğretmen ablam mühendis. Hangisi yeni? Hangisi eski? ‘Eski’ ye zaten iltifat edilmemiş yazıda ama bahsedildiği kadarıyla ‘yeni’ nin de içi bomboş bence.-Modern kadın bir an önce hurafelerden kendisini arındırıp hayata atılmalıdır.-Hayatın yan unsuruyken, kadının, zaman içinde başat unsur olmaya aday olması, önceden göz ardı edilen özelliklerin şimdi göze batmasına sebep oluyor.-Başörtüsü üzerinden yapılan tartışma aslında kadınlar ve erkekler arasındaki otorite savaşıdır.-Birçok konuya temas edilmiş yazıda ama anlamadım, ne söylüyor bu yazı?-Hızlı bir türban aleyhtarının “Türban olmazsa kadınlar özgürleşir” sayıklaması.-Türban takmak, dinlerin kadınlara atfettiği ikincil konumu kabullenmek anlamına gelir.-Türban takanlar hemcinslerine ihanet etmektedir.-Bizim İslamcı kadınlardan biri yazmış galiba bu yazıyı. Biraz abartmış mı ne?-Dinler kadınsılığı tehlikeli bir durum sayar. Kadınlar böylece aşağılanır.-Türban sorunu tüm kadınların meselesi değildir. Siz asıl meselelerle uğraşın.-Kadını hala erkekler tanımlıyorken türbanı tartışmak beyhudedir.-Dünyayı bölüp parçalamayı bir maharet sayıyor bu feministler!-Suya da dokunmayayım sabuna da! Yardan da geçmeyeyim serden de!-Çok güzel bir yazı!-Asla kabul edemeyeceğim şeyler söylüyor.Bu sonuçlardan sonra dönüp tekrar baktım, Sn. Alev Alatlı’nın Yeni Şafak röportajında “Neydi yazının ana fikri?” sorusuna verdiği cevaba: “Bırakın açık ve kapalı kadınlar tartışsınlar birbirleriyle… Erkekler çeksinler ellerini kadınların üzerlerinden.”Tıpkı ‘kutsal metinler’ gibi değil mi?Sen ne istiyorsun onu söyle hele! Metne onu söyletmek çok kolaydır.Ne demişti Sn. Alatlı? “İnsanların kısm-ı azamı kendilerini doğrulamak için okurlar”

Sn. Alatlı’yı her “çevreden” insanın okuyor olmasının sırrı bu olmasın sakın!

-Gördüğünüz gibi, “İçerden mırıldanmalar”ın kimseyi hırpalaması söz konusu bile değilmiş Elbruz bey! Boşuna üzülmüşsünüz.  JBütün anlattığım karşımdakinin anladığı kadar olduğunun idrakında olmasam,  satır yazabilir miyim, sanıyorsunuz?  Hayat böyle birşey, efendim. Siz siz olun bütüne bakın.Zahmetleriniz ve paylaştığınız için tekrar teşekkür ederim.www.TurkceKarakter.comBozuk görünen Türkçe harfleri okunur hale getiren site. 

__,_._,___

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly