09.04.2008
“SAHİCİ KADIN”dan “YENİ KADIN”a! (3)

Not: Bu yazının birinci ve ikinci
bölümleri aşağıdadır.

Cevri Kalfa isimli bir cariye
Tarihlere dikkat edelim: Cevri Kalfa isimli hanım 1808-1839 arasında yaşayan Sultan II. Mahmut’un hareminde haznedar, yani haremin kıymetli eşyalarının muhafazasından sorumlu. II. Mahmut, 1808’de katledilen III. Selim’in kardeşi; Mahmut’u katillerin elinden kurtaran Cevri Kalfa. Söylentiye göre, adamların üzerine kızgın kül atarak oyalarken, şehzadeyi baca deliğinden dama çıkararak kurtarmış. II. Mahmut, Bezmialem Valide Sultan’ın kocası. Cevri Kalfa, Valide Sultan, Tahire Hatun geleneğinde bir kız mektebi açıyor. Sultanahmet Parkı'nın karşısındaki okulun adı: Cevri Kalfa Mektebi. Ancak, bu mektep, “Yeni Kadın” için dönüm noktası sayılıyor, çünkü lise düzeyinde eğitim veren ilk kız okulu olarak meslek sahibi olmak isteyen Türk kadınlarının yolunu açıyor.


II.Mahmut’un tuğrası: “Mahmud Han bin
Albülhamid Muzaffer Daima” yazıyor.


Dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekai açılış haberini verdikten sonra devlet politikasının duyurulması anlamında yayımladığı makalede şöyle diyor: "...Bir memleketin yaşaması umumi terbiyenin alınmasına bağlıdır. Cahilliği önlemek için gerek İstanbul'da, gerekse biladı selasede kurulan rüştiye mekteplerinin bu hususta yardımları görüldü. Memleketin her sınıf halkı bundan memnun oldular. Şimdiye kadar açılan mekteplerde erkek çocuklarımız ilm ü irfan sahibi oldular. Ancak kızlarımızın ilim sahibi olmaları hem farz hem de borçtur. Hayat mücadelesinde yorulan eşlerine yardımda bulunmak kızlarımızın vazifesidir. Bunu başarmaları da din ve dünyalarını bilmelerine bağlıdır. Kızlarımızın iffet ve kanaat sahibi ve itaatkâr olmalarında ana babalarının rolü büyük olmakla beraber, tahsilleri için Sultanahmet'te açılmış bulunan ve yeni tanzim edilen rüştiye mektebine kız çocuklarının gönderilmesi hususu ihtar olundu..."(3)


II.Mahmut, “Kızların eğitimi farz ve borçtur.”

Müfredat
“Başlangıçta müfredat şöyleydi: Arapça, Farsça, matematik, güzel yazı, coğrafya, imla-edebiyat, ahlak, sağlık bilgileri... 1879'da bunlara Fransızca dil dersi eklendi. “..Maarif Nezareti'nin himayesinde Babıâli'de 12 numaralı hanede Avrupa usulüne uygun açılmış olan inas (kızlar) mektebine her milletten talebe alınmaktadır. Bu sebeple talebelerin garbi dillerden birini öğrenmeleri arzu olunur..." Dönemin gazetelerinin özellikle Vakit'in kız çocuklarının okula gönderilmesi konusunda ailelere 'zorunluluk getirilmesi' de dahil her türlü tedbirin alınması konusunda ısrarlı yayın yaptığı dönemdir bu... Sultan Abdülaziz'in Paris gezisinde fabrikalarda çalışan kadınları gördükten sonra açtırdığı Kız Sanayi Okulları'yla artık doğrudan 'meslek sahibi kadın' yetiştirmek de gündeme girdi.


Cevri Kalfanın resmi yok; yaşadığı dönem kadın giysilerinin bir örneği yukarda solda.
Yandaki resim ise Hereke Fabrikasında halı dokuyan kadın işçiler.

Aşağıda “Yeni Kadın”ın giysilerine örnekler. 18-19.yy



“Mektebin yolları çizgi çizgi/ Mektebe gidiyor elinde cüz'ü/ İmana gelmiyor Osman'ın kızı...”
Aynı dönemde kız mekteplerinde ders verecek yeteri sayıda kadın öğretmen olmamasından kaynaklanan sorun da fetvayla aşıldı ve erkek öğretmenlerin kız rüştiyelerinde öğretmenlik yapmalarına imkân sağlandı. Ancak, yukardaki maniden anlaşıldığı gibi “sataşmalar” sürmedi de değil. Samsun'da şimdi adı Bozkurt Okulu olan ve Zübeyde Hanım Bağı diye bilinen mahallede açılan ilk kız okulunun Müdiresi İkbal Hanım'a yakılan türkü de şöyle: “Mektebin yolunda bir büyük bahçe/Kebap taşınır bohça bohça/ Hakim Bey'in kalmadı cebinde akçe/ Aman hocahanım etmemeliydin/ Sen bu düğüne gitmemeliydin.” Kız rüşdiyelerinde nakış dersi dışındaki derslere giren hanım hocalara ilk kez 1873 tarihinde rastlamaktayız. Dârülmuallimât'ın ilk mezunları olan bu hanımlar, aynı zamanda eğitim tarihimizde resmî okuldan yetişerek görev alan ilk hanım öğretmenlerdir. 1893-1908 tarihleri arasında ise, kız rüşdiyelerinde hiç erkek öğretmen bulunmadığını görüyoruz.

Aynı tarihlerde Avrupa’da neler oluyor?
Yaklaşık aynı yıllarda, İngiltere’de, daha doğrusu Birleşik Krallık’da kadınlar sonradan İşçi Partisine dönüşecek olan sosyalist Fabian Cemiyeti’nin çatısı altında biraraya geliyorlar. “Yeni Kadın” idealine edebiyatçılar, tiyatrocular, gazeteciler revaç verirken, “suffragettes” (veya “suffraget” – Türkçe’ye “süfrajet” olarak geçmiş) olarak bilinen hareket güçleniyor. Kelimenin kökeni “suffrage” oy hakkı demek. Oy hakkı talepleri İngiltere’de 1865’den beri var; John Stuart Mill gibi ünlü düşünürler de destekliyorlar. Ama, kadınların oy hakkı İngiltere’de 1928’den önce tanınmıyor. Bizde bu tarih 1923’dür.
Bu arada, dünyada kadınlara oy hakkı tanıyan ilk bağımsız ülkenin Yeni Zellanda olduğunu söylemeliyim. Yeni Zellanda, 1893’de, 21 yaşını tanımlamış kadınlara parlemento seçimlerinde oy hakkı tanıyor.
Süfrajet’lerin işleri İngiltere’de kolay olmazken, Amerika’da daha da zor, hatta süfrajet kelimesi bizim “...’lü Ayşe” tanımımız gibi, aşağılayıcı bir mahiyet kazanıyor. Ancak, oy hakkı talepleri durulmuyor; kadınlar kendilerini parmaklıklara zincirliyor, posta kutularını ateşe veriyor, vitrinleri indiriyor hatta bombalama eylemlerine dahi başvuruyorlar. Bunların arasında Emily Davison isimli birisi, kendisini protesto için Kıral’ın arabasının önüne atıyor ve ölüyor. (1912) Bunun üzerine geniş çaplı açlık grevleri başlıyor. Grevciler, gözaltına alınıyor, bir süre sonra da zorla besleniyorlar. İngiliz hükümeti, suffragettes’lerin kamuoyunda sempati yaratmalarını önlemek için yayın yasağı da dahil olmak üzere bir dizi yasa çıkarıyor. Bu defa hareket Atlantik’in diğer yakasına sıçrıyor. Amerikalı kadınlar Wilson yönetimine karşı protesto gösterilerine başlıyorlar.


1912 ABD’de bir süfrajet mitingi

(sürecek)
 

SAHİCİ KADIN”dan “YENİ KADIN”a! (2)

Not: Bu yazının birinci bölümünü aşağıdadır.

“Yeni Kadın”ın Avrupa çeşitlemesinin oluşmasında Cumhuriyetçi ve Sosyalist hareketlerin yadsınamaz bir rolü olduğu görülüyor. Fransız ütopik sosyalisti Henri de Saint-Simon’un (1760-1825) Parisli çevresinde kadınlar, edebiyat dünyasına giriyor, yeni yaşam ve giyim biçimleri deniyorlar. Bu arada mahalle baskısı tüm şiddetiyle sürüyor, hatta boşanma yasaklanıyor, ama “cinsel özgürlük hareketi”nin doğmasına engel olunamıyor. 1848 Devrimi ve onu izleyen İkinci Cumhuriyet, Fransız kadınlarının örgütlenmelerini hızlandırıyor. Ancak, ataerkil düzene başkaldırış, 1871’de, Paris’te yönetimi üç ay kadar bir süreyle ele geçiren Paris Komünü döneminde tavan yapıyor. Natalie Lemel isimli bir sosyalist kitapçı daha doğrusu kitap ciltleyicisi ve Elisabeth Dimitriyef isimli bir Rus göçmeninin kurdukları “Kadın Birliği” hayli ses getiriyor.

Natalie Lemel Elisabeth Dimitrief

“Kadın Birliği” erkek egemenliğine karşı mücadelenin başarılı olmasının kapitalizme karşı küresel bir başkaldırıdan geçtiğine inanıyor. Cinsiyet eşitliği, ücret eşitliği, kadınlara boşanma hakkı, kadınlara seküler eğitim hakkı, meslek edinme hakkı talep ediyor. Bir diğer talepleri, nikâhlı ve nikâhsız kadınlar arasındaki ayırımın ortadan kaldırılması, gayri-meşru çocukların farklı muamele görmemeleri, fuhuşla mücadele ve bu çerçevede genelevlerin kapatılması isteniyor.


1871 Paris Komününde kadınlar

Aynı yıllarda İstanbul...
Bizde Fatma hanımın Beşiktaş Kız Rüştiyesine (İnas Rüştiye Mektebi) “müdire” olarak atandığı yıl, 1870. 1872'de Sultanahmet'ten sekiz, Üsküdar ve Beşiktaş rüştiyelerinden altışar kız öğrenci mezun oluyor. 1874'te bu sayı 280. Aynı yıl Konya, Trabzon, Bosna ve Girit'te de kız rüştiyeleri açılıyor.


1870’de Beşiktaş iskelesi, İnas
Rüştiye mektebi az arkada


Bu da Yıldız Sarayı

Aslında, kız çocuklarının eğitimi Osmanlı'da daha da eski, tartışmalar 1700’li yılların ilk yarısında başlıyor. “Kız mektepleri” Şeyhülislam fetvasıyla açılıyor, bunları tek tük de olsa kız ve erkek çocukların birlikte eğitim gördükleri karma okullar izliyor. Emirgan'daki Hümaşah Hatun (1. Abdülhamid'in eşlerinden) Camii'nin giriş kapısı karşısında açılmış bir karma okula ait 1778 Ağustos tarihli vakfiye kaydında şöyle buyruluyor: "..İmam efendi, otuz akça yevmiyeyle açılmış sıbyan okulunda muallim ola. Sabi ve sabiyyelerden (erkek ve kız çocukları) otuzuna ikişer akçe harçlık ve herbirine bir defaya mahsus olmak üzere okulun açılma vakti kapama (kız çocukların örtüsü) fes ve ayakkabıları ile bağları verile...” (Avni Özgürel, Radikal, 19/08/2001) İkinci bir karma okul, 1783’de Kumkapı'da Cerrah İshak Mahallesi'nde Hadım Süleyman Ağa'nın vakfı tarafından açılıyor. Öğretmenliğine önce yedi akçe yevmiyeyle Hatice Hatun'un getirildiği, 1811'de yirmi üç akçe yevmiyeyle Nefise Hatun'un atandığı biliniyor. Üçüncü okul, Zeyrek Yokuşundaki Şebsafa Hatun Mektebi. 1844'de Bezmialem Valide Sultan kız ve erkek çocukları için lise düzeyinde eğitim veren Yeşil Mektep'i açıyor.


1778’deki karma okul Emirgan’da

1807-1853 arası yaşayan Bezmialem Valide Sultan, müthiş bir hanım. Sultan Abdülmecit’in annesi, İkinci Mahmut’un eşi. Kısacık ömrü toplum hizmetinde geçmiş. Şimdilerde Ortaköy Camisi olarak bildiğiniz eseri İstanbul’a kazandıran da kendisi.



Toplumun karma okullara itibar etmesi zaman istiyor. Ancak, kız çocuklara mahsus okullar tahminlerin üstüne ilgi görüyor. Üçüncü Selim'in cariyelerinden Tahire Hatun'un 1087’de Sirkeci'de Hocapaşa'da yaptırdığı okulu, 'Debbağ Kerimesi' namıyla tanınan Fatma Hatun'un Üsküdar'da Valide Atik Mahallesi'nde, Abdülmecid'in haznedarlarından
Şevki Nihal'in Vefa'da Müşkile Sokağı 4 numarada evinin yerine yaptırdığı okul izliyor. Ancak, lise düzeyinde eğitim veren ilk kız okulu Cevri Kalfa Mektebi'nin açılması, meslek sahibi olmak isteyen Türk kadınlarının yolunu açtığı için“Yeni Kadın” için dönüm noktası sayılıyor. (sürecek)

“SAHİCİ KADIN”dan “YENİ KADIN”a! (1)


Önce şu tesbiti yapalım: geçtiğimiz ayın olaylı makalesi “İçerden Mırıldanmalar”da bahsi geçen “Yeni Kadın” (“New Woman”) kavramı, yeni değil. “Yeni kadın” ibaresi, 1800’lü yılların sonlarına doğru gündemdeki “Sahici Kadın”(“True woman”) tanımını geçersiz kılan bir fenomeni vurgulamak üzere geliştirilen yeni bir tanım.

“Hanım kadın”
“Sahici kadın,” bizim “hanım kadın” tanımımıza yakın geliyor. Ancak, İsevi tınısı doğal olarak daha belirgin. Anglo-Amerikan dünyasında bir erdem, dilerseniz, “iffet” anıtı olarak algılanıyor.
“İffet anıtı” dört temel sütun üzerinde yükseliyor, Bu sütunlardan ilki, “dindarlık.” Sahici kadının erkekten daha dindar ve ruhani olduğuna inanılıyor. İkincisi, “temizlik.” Sahici kadının kalbinin, aklının ve bedeninin temiz, saf, arı olduğu düşünülüyor. Üçüncüsü, “itaatkârlık.” Sahici kadının deyiş yerindeyse, “ebedi çocukluk” yaşaması, erkeğin tüm kararlarına ve davranışlarına uyması bekleniyor. Dördüncüsü, “evcillik.” Özellikle de Sanayi Devriminden sonra Sahici Kadının evin ekmeğini kazanmak üzere dünyaya çıkan erkeğine “merhametsiz bir dünyada bir sığınak” yaratması öngörülüyor.

“Mükemmel kadınlık”
“...eş ve anne olarak ailenin merkezini teşkil eden kadının erkeği evin içine çekmesi, onu medeni bir varlık haline getirmesi, sosyal bir Hıristiyana dönüştürmesi” olarak tarif ediliyor. “Evin ışığıdır kadın” sık rastlanan kabullerden bir diğeri; bizim “yuvayı yapan dişi kuştur” gibi söylemlerimizi düşündüğümüzde, “Sahici kadın” bizim yadırgadığımız bir kavram olmadığı anlaşılıyor.

“Evcillik kültü”
“Sahici kadının müstakil ve kendisine yakışan alanının evi” olduğu şeklindeki düşünceye “evcillik kültü”/Cult of domesticity deniyor. “Evcillik kültü” de bizim yadıryacağımız bir kavram olmasa gerek. Nitekim, “evin geçimini sağlamakla yükümlü olmayan kadının doğal yeri, ailenin ve evin içiydi. İslam hukukunun geçerli olduğu bütün toplumlar gibi Osmanlı’da da, kentsel mekan, cinsiyete göre çok keskin bir biçimde ayrılmış durumdaydı ve Tanzimat dönemine dek kadınları konu alan uyarı ve yasaklamaların, öncelikle giyim-kuşam ve kadınların gezinti yerlerindeki, alışveriş sırasındaki vb. davranışlarını düzenleyenler olduğu görülmekteydi. Aynı tür kısıtlamaların Tanzimat sonrasında çıkarılan yasalarda da varlığını sürdürdüğünü biliyoruz. Bu, kadını mahrem sayan ve dolayısıyla da kamusal alandaki varlığını zorunluluk halleriyle sınırlayan, engellemediği durumlarda da katı bir biçimde denetlemeye çalışan bir anlayıştır. Mekanın cinsiyete göre bölünmesinin mimarideki ilginç yansımalarından biri, Mecelle’ye göre, kadınlara ait yerler (makarr-ı nisvan) olarak kabul edilen mutfak,kuyubaşı ve avluların bir başka evden görülmesinin “zarar-ı fahiş” sayılmasıdır.” (1)

Kadın mesleği olarak “Öğretmenlik”
Evcillik kültüne mensup kadının en büyük misyonunun “olgunlaşmamış, zayıf ve cahil yaratıkları eğitmek, Tanrı’nın yasalarını önce aile içinde, sonra mahallede, sonra ülkede, sonra da dünyada gözetmek” olduğu belirtiliyor. “Yaratık” diye bahsedilenler, çocuklar. Cümle de resimdeki Catharine Beecher isimli ünlü bir kadın eğitimciye ait. Beecher’ın babası papaz.


Margaret Beecher, 1800-1878

Ondokuzuncu yüzyılda öğretmenliğin bir meslek olarak kadınlara tahsis edilmiş olmasının nedeni, çocuk büyütmek ve eğitmeğin kadınların doğal uğraşlarından sayılması. Ne ki, öğretmenlik, kadına yeni bir misyon da getiriyor: Batılı kadın, dini değerlerin yanısıra, milli değerlerin de koruyucusu rolünü üstleniyor.
Gelişme bizde de böyle oluyor. “Osmanlı toplumunda Türk kadını devlet memurluğuna ilk kez öğretmen olarak giriyorlar. 1870'de açılan Dârülmuallimât'ın mezunları, 1873'de öğretmen olarak göreve başlıyor, 1881'den itibaren de Dârülmuallimât'ta bizzat yönetici olarak görev alıyorlar. Tanzimat'la başlayan bu hareket Meşrutiyet döneminde gelişerek sürüyor, hatta Nakiye, Nezihe Muhiddin, Sadiye Hatice gibi hanımlar Maarif Nezâreti tarafından okullara müfettiş olarak atanıyorlar.


Müfid Kadri, 1898-1911, ilk kadın resim öğretmeni

“Yeni Kadın”a gelince
Batı dünyasındaki ilk işaretlerine Fransız İhtilâli sırasında rastlanıyor ama pek cılız bir biçimde. İrili ufaklı kadın platformları var ama bunlar Jean Jacques Rousseau’nun kadına biçtiği “ana ve eş rolü”nü değiştirmeye yetmiyor. Buna karşın Fransız kadınları, Anglo-Amerikan hemcinslerine göre daha atak, Kıta Avrupasında, Beecher’ın söylemine itibar edilmez oluyor. 19. yüzyıla “sahici kadın”a alternatif olarak beliren “Yeni kadın” tipolojisinden beklentiler şöyle: (1) ilk, orta ve tercihen lise öğrenimi görmesi ve eğitimini “akıllıca” kullanması, (2) para kazanabilmesi, mali açıdan özgür olması, (3)siyasi tartışmalara katılması, kararlarda söz sahibi olması, (4) evlenip evlenmeyeceğine, evlenecekse kiminle evleneceğine ve çocuk sayısına kendisinin karar vermesi, (5)“rasyonel” denilen tarzda giyinmesi, (6) kadınlara daha iyi yaşam koşulları sağlayabilmek için genel kabul gören örf, adet ve toplumsal müeyyidelere karşı direnebilecek medeni cesarete sahip olması. (Bunların arasında “rasyonel giyim” denilen akım bence en ilginç süreçlerden birisi olarak başka bir yazının konusu!)

Önce eğitim
“Yeni kadın”ın doğması ile sonuçlanan süreç eğitim hakkı arayışı ile başlıyor. Örneğin, 1867’de yüz kadar Rus kadınının St.Petersburg Üniversitesi rektörüne okula kabul edilmek için verdikleri bir dilekçe var. İstekleri kabul edilinceye kadar, yurt dışına okumaya gidiyorlar. Bu süreç, Batıdaki hemcinsleriyle tanışmaları, Batılı düşünceleri ülkelerine taşımaları ile sonuçlanıyor. Bu hanımlar zaman içinde çarlık karşıtı gizli örgütlenmeleri de destekler oluyorlar. Tıpkı kendilerinden önce Batılı hemcinslerinin yaptıkları gibi Osmanlı kadınları da eğitim talep ediyorlar. 1868’de yayına başlayan Terakki gazetesinde yazan Rabia hanım, soruyorlardı: “El ayak, göz akıl gibi vasıtalarda bizim erkeklerden ne farkımız var? Biz de insan değil miyiz? Yalnız cinsimizin ayrı oluşu mu bu halde kalışımıza sebeb olmuştur?" diye yazıyor.


Fatma Aliye hanım, 1862-1936
”Yeni Kadın”a bir örnek

İlk kız rüşdiyesi 1862’de açılıyor. 1869’da kızlar için zorunlu sıbyan mektepleri uygulaması getiriliyor. 1870’de ilk kadın müdirenin atandığını görüyoruz. Aynı yıl kız öğretmen okulları açılıyor. Eğitilmiş kadınların ailenin ve ulusun daha iyi ve erdemli anneleri olacakları şeklindeki tez, aydın çevrelerde, gazete ve dergilerde işleniyor: “Zincir-i cehl ve taassubu, maarifden başka hangi kuvvet kırabilir?... Rehberimiz hürriyet, müzahirimiz musavat olsun. Yaşasın vatan ve millet, yaşasın musavat ve hürriyet!” Bu tez daha sonra Cumhuriyet’in kurucu ideolojisin tarafından da benimsenecektir. “Bu dönemde... Osmanlı kadınlarının da öncelikle gündeme almak zorunda oldukları konu, kadının eksiksiz bir insan varlığı olduğunu ortaya koymaktır.”

(1) Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye, Prof. Dr. Fatmagül Berktay,
Sivil Toplum ve Demokrasi Konferans Yazıları no 7, 2004
(2) Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadınların Eğitimi, Dr. Şefika Kurnaz.

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly