28.10.2003
ORDUYU GÖREVE ÇAĞIRMAK VE ENFANTALİZM
Toplumsal, siyasi, felsefi, psikolojik hatta dini eylemlerin çoğu, insanlığı daha yüksek bir varoluşa ulaştıracak çözümler peşindedir. Bu nedenle de, takdire şayandırlar. Ancak, insanoğlunu özgürleştirmek ya da salaha kavuşturmak niyetiyle yola çıkıp, karabasana boğan pek çok hareket gibi, koyulan “eylemler” çoğu kez ürküttükleri kurbağaya değmemektedirler. Bir “eylem”in kesatlığı, doğduğu günkü boyutlarına sıkışıp kalması, yeni ve taze fikirlere kapanması, eylemcilerin idrak ve ufuklarını genişletemiyor olmasından anlaşılmaktadır. “Eylemciler,” kendi kısıtlı düşünce ve tecrübelerinin dışına çıkamadıklarından, ideolojik cenderelere hapsolur, hareket kabiliyetlerini yok ederler. Bu nedenledir ki, “eylem” olarak tanımlanan siyasi hareketlerin çoğu, tek bir kuşakla sınırlanır. Dünya yakın tarihinde “eylem” deyince akla ’60lı yıllar gelmektedir. İkinci Dünya Savaşı faciasının teşvik ettiği doğurganlığın ürünü olan ’60 kuşağı, yeni düşüncelere, deneyimlere açık, cesur bir kuşak olarak ortaya çıktı. Kendisinden önceki kuşaklardan farklı olarak, toplumdan namus, tutarlılık ve sahicilik talep etti. Yeni siyasi hareketler, kültler, hatta dinler yarattı. Varoluşun çeşitli tezahürlerini denemeye hazırdı ve bu yolda eylem koymaktan, ruhaniliğe; uyuşturucudan cinselliğe hemen her imkânı değerlendirdi. Buna karşın, bu kuşaktan “davaya sadık” kalabilenler parmakla gösterilebilecek kadar azdır. Büyük çoğunluk, deyiş yerindeyse, “döndü,” “burjuva” konforunun kolaylaştırdığı sıradan yaşamlara razı oldu. Kariyer ve dolayısıyla mali rahatlama, toplumsal kaygıların yerini aldı. Bu çok da yadırganacak bir gelişme değildir. Nedenine gelince: her “hareket”in kendi zaman dilimi için münferit bir mesajı vardır. Hemen hiçbir hareket, gelecek kuşaklar ya da dönemler adına hüküm bildiremez, ahkâm kesemez. Bu saptamamızın en iyi örneklerinden birisini, Amerikalı ünlü sosyal analizci Howard Zinn (1) vermektedir. Mealen, “...Amerikan milliyetçiliği, kurucusu olduğunu iddia ettiği demokrasiyi asla gerçekleştiremeyecektir, çünkü Amerikan ulusunu yaratan Amerikan ‘devrim’i, toprak sahibi, zengin erkekler tarafından ve onlar için gerçekleştirilmiştir. İki yüz yılı aşkın milliyetçi söyleme rağmen, sahici demokrasiye yaklaşmış dahi değiliz. Dünyaya demokrasi ışığı saçtığını iddia eden hükümetimizin milletin hükümeti olması, görünüştedir. Kurucu babalarımızın milliyetçiliğini sürdürmeye devam ettikçe, sahici demokrasiden uzaklaştığımız bir vakıadır... Özgürlüklerin ve insan onurunun kalesi olarak ululanan ve Amerikan ‘devrimi’nin kutsallaştırdığı Amerikan milliyetçiliği, bugün hegemonya ve sömürüye cevaz veren seküler bir din haline gelmiştir.” Genç kuşakların, baba ve büyükbabalarının düşüncelerini şevkle savunuyor olmalarının hazin olması da zamanın ve mekânın koşullarını doğru saptayamamalarındandır. Eskinin eylemlerine yönelen gençlerin yolu, tek yol olmaya mahkûmdur. Tek yol, düşüncenin bir merkezden yayıldığı, çeperden merkeze iletişimin olmadığı anti-demokratik yapılaşmalarla sonuçlanır. Orduyu göreve çağıran afişlerin parlatıldığı eylemden bahsediyorum. Söz konusu “eylem”in amacı, anti-demokratik bir uygulamaya karşı çıkmak olarak takdim edilirken, “eylemciler,” bir diğer anti-demokratik uygulamayı davet etmekte olduklarının bilincinde değil gibidirler. Bu nedenle, “orduyu göreve çağırmak” eylemi, meşru bir direniş ya da başkaldırı değil, “ebeveyn”lere şikâyetten ibarettir. Burada, “ebeveyn” yerine konulan İstiklâl Savaşını gerçekleştirmiş olan Türk Ordusudur. “Enfantalizm” sızlanma ve büyüklere şikâyet hali olarak tanımlanan patolojidir. Sosyal-psikoloji, enfantal ruh halinin, birbirlerini yüreklendiren (ya da “çeken”) gençlerden oluşan gruplarda daha da arttığını söylemektedir. Sosyal psikologların bir diğer tesbitleri, enfantal eylem koyucuların büyük çoğunluğunun öfkeli, deprasyona eğilimli ve yalnızlık çeken gençlerden oluşmasıdır. Oysa, duygusal, düşünsel ve sezgisel olgunluğun hakim olmadığı eylemlerin, husumet yaratmaktan öte gitmeyen, çocuksu davranışlar olarak kalmaya mahkûm olduğu bilinmektedir. Bu nedenledir ki, ‘60lı yıllara sıkışıp kalan eylemlerin sadece davalarının değil, katılımcılarının olgunlaşmalarının da geciktirdiği gözlenir. Sosyal psikoloji araştırmaları bize, enfantal eylemcilerin zaman içinde ilk hedeflerine uysun uymasın, hoşlanmadıkları hemen her gelişimden şikâyetle, “büyüklerine” koşmak eğilimine girdiklerini göstermektedir. Daha da kötüsü, enfantal eylemci, fırsatını bulduğunda şikayet ettiği durumu benimsemekten kaçınmayacaktır. Reşit insanların, sorumlu, yetişkin diyaloğa açık dünyası yerine, gerici ve sosyal olarak az-gelişmiş iklimlere kilitlenip kalmayı tercih edecektir. Sosyal psikoloji araştırmalarının bir diğer bulgusu, enfantal iklimlerde, ebeveynlerin nasıl bir tutum izlemeleri gerektiği üzerinedir. Öyle görünür ki, çocuksuluğun sürgit prim yaptığı, dikkat çektiği, parlatıldığı durumlarda, enfantalizm teşvik edilmektedir. Bu nedenle yapılması gereken, eylemcileri “reşit insanların sorumlu dünyasına” davet etmek, diyalog ve görev dağıtımı gibi enstrumanların aracılığı ile kısır ve kesat kısır döngüden kurtulmalarına yardımcı olmaktır. Bu bakımdan, orduyu göreve çağıran pankartlardan çok, bu pankartların işaret ettiği ruh hali üzerinde durmak, enfantalizme hak ettiğinden fazla önem vermek suretiyle teşvik etmenin sonuçlarını irdelemek durumundayız. Türk demokrasisi, idrak sahibi, tahammüllü, sağlıklı tarafların, duygusal ve ideolojik virüslerden arındırılmış diyalogları ile mümkün olabilecektir. (1) Howard Zinn, A People's History of the United States.
 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly