21.08.2003
NEDEN KOŞUYOR?
İpi göğüslerken çekilmiş bir fotoğrafını gördüm; her bir kası seyriyordu, yüzü acıyla takallüs etmişti. Görüp görebileceğiniz en büyük sancıdır, diyorlar. “Glikojeni hemen tümüyle tüketmiş olan beden, derhal durmanızı haykırır. Ama durmazsınız, duramazsınız. Bu kâbustan meğer ki ipi göğüsleyesiniz, çıkış yoktur. Adaleleriniz tüterken, cesaretiniz size devam etmeyi telkin eder. Yorgunluktan kusarsınız. Koşucu olmayanların anlayabilecekleri bir eziyet değildir. Neden sabahın beşinde kalkar, yıldızların altında koşarlar? Neden kendilerini türlü sakatlıklara maruz bırakır, aylarca iyileşmeyi bekler, sonra tekrar sakatlanmak üzere pistlere dönerler? Bu ülke sıradışı olmana iyi gözle bakılan bir ülke değildir. O yiğit genç kadına, Süreyya Ayhan’a, varını yoğunu ortaya koyma cesareti veren nedir? Bunun cevabı belki Helen Keller’in “Güvenlikli yaşam denilen şey, aslında bir batıl itikattan ibarettir,” sözlerinde gizlidir. “Doğada güvenlikli yaşam diye bir şey yoktur. Hayat ya cesaretle göğüslenecek bir serüvendir ya da bir hiç.” Hellen Keller, kör, sağır ve dilsizken kitaplar yazabilecek duruma gelmiş, insanlığın yüzakı bir kadındı. Bilmesi gerekir. Güvenli yaşam, suya sabuna dokunmayan yaşam. Suya sabuna dokunmayan, kim olduğunu, neye iyi geldiğini bir ömür boyu öğrenemiyor. Hayatın zorluklarını lâfla geçiştirmek, kendini başarılı biriymiş gibi algılamak kolay, “Ama koşarken gerçeklerden kaçamazsın,” diyor bir ünlü atlet, “Baskı altında ne hissettiğimi, daha da önemlisi nasıl davrandığımı yarışta görürüm. Nasıl biri olduğumu, neye yaradığımı gösterecek en kusursuz aynadır atletizm. Ayağım yere basar. Bütün gücümü, bütün cesaretimi kullanıp ipi göğüsledikten sonraki o saniyede, o tek bir saniyede, hayatımın gerçeği ile karşı karşıya gelirim.” O ip, aslında bir meydan okumadır. İnsanın fıtratında meydan okuyanın davetini kabule zorlayan bir şey olduğunu anlayamıyorsak, sıra dışı bir eylemin üstesinden gelmenin vereceği coşkuyu da anlayamayacağız demektir. Öyle görünüyor ki, anlayanlar, umutsuzluğu ve korkuyu ilkesel olarak reddedenler. İpi, yüreklerindeki savaşçıyı uyandırmaya cesaret edenler, sayısız hasımla tek başlarına halleşebilecekleri bilgisini güçlendirenler göğüslüyorlar. Helen Keller’in batıl itikat dediği güvenlik içinde olmaya, rahat yaşamaya husumet duyanlar farklılaşıyor, yığınların sesine, yığınların doğru bellediklerine ters düşüyorlar. Bu bağlamda, incelikli düşünürleri, ihtiyat sahibi insanları gocunduran bir tarafı var, genç kadının. “Aşkım, hocam, babam, herşeyim” kolayca sıralanabilecek tanımlar değillerdir. Şans bir yana, ruh ikizliği yürek ister. Kop’a ilişkin sözleri, aslında beyanıdır, ilânıdır, ikrarıdır, itirafı, kabulü ve teyididir keşfetmiş olduğunun birlikteliklerini yoğuran cevheri. Ve üstünlüğünün azmin gerçeklikten, (ki Ayhan’ın koşullarında ‘gerçekler’ fevkalâde namüsait bir durum arzederler) güncelden, kınanmak, yerilmek hatta nefret edilmekten. “Ben sadece rakiplerimle değil, dedikodular, iftiralar, yalanlar ve hakaretlerle de yarıştım” demişti. Hayat ya cesaretle göğüslenecek bir serüvendir ya da bir hiç. İpi göğüsleyenler, derin saygı uyandırırlar, uyandırmalıdırlar. “Koşmak, hayatı yerli yerine oturtmak demektir. Çok önemli olduğunu düşündüğünüz şeyler, pistte önemlerini kaybederler. Kendiniz için koyduğunuz hedeflerin çoğunun yanlış olduğunu görür, hayatınızı yeniden düzenlersiniz. Bir kum saatinin dar kanalından geçer gibisinizdir. Daha önce nerede olduğunuz önemli değildir, önemli olan o dar geçidi atlamaktır. Bazen başınıza iş açtığınızı düşündüğünüz de olur ama hiçbir yarış bu kadar temiz, bu kadar adil değildir. Hayatın amacı sadece yemek yemek ve para kazanmak değildir. Yemek ve para hayatın keyfini çıkarmak için gerekir. Koşarken duyduğum coşkuyu, başka hiçbir şeyde bulamıyorum.” İnsanın insanla yenişmesi gerginlik, kıskançlık, aldatma, öfke hatta nefretle sonuçlanıyor. Ama insanın kendi bedeniyle yenişmesi öyle değil, çünkü bedenini tanıyan, bedeninin kısıtlamalarının farkına varan, haddini biliyor. Kendisini aşan birşeylerle tanışıyor, saygıyı öğreniyor. Saygı, huzur, tevazu ve vekar getiriyor. Aklı yüceltmek için gösterilen gayret, neden bedeni mükemmelleştirmek için de gösterilmesin? Ama zor zenaattir, dayanıklılık, sükûnet, kontrol, süreklilik, sabır, sebat, güç talep ediyor, idrak ve sürat gerektiriyor. Bedenin neyi yapıp neyi yapamayacağını görmek, yapabileceklerini yapmasına izin verirken, yapamayacaklarından korumak. Problem çözmek: “Dibimde biten bu tavşandan kurtulmanın bir yolu mutlaka var!” Risk plânlaması, özgüven ve nihayet damarlarda coşan adrenalinin keyfine varmak. İdman, doyum, güç, denge, disiplin ve gerilim, insanoğlunu bağımsız kılıyor. Kısıtlamaya gelmez, sansüre gelmez oluyorlar. Gerilimsiz bir hayat değil ihtiyacımız olan; tersine, özgürce seçtiğimiz ve değecek bir hedef için mücadele etmek. Zorlukları tebessümle karşılayan, tehlike sirenlerine kulaklarını tıkayıp kendi müziğini yapan, kendi davulunun ritmine yürüyebilen, az rastlanır ruhlar bunlar. Başkalarının yapma zahmetine katlanmadıkları ya da yapamadıkları zor işlerin üstesinden gelenlerin ülkemizde hak ettikleri saygıyı görmüyor olmalarının nedenini, öğrenme ve doğal yeteneklerin perdahlaması için gereken süreklilik, adanmışlık, ince ayar ve hepsinden önemlisi aşkı angarya gibi gören bir ruh haline kapılmış olmamızda görüyorum. Israrcı, atak olmayı nicedir unuttuk, çabuk yoruluyoruz. Azim, azmedenin kendisinden başka kimseye erdem olarak da görünmüyor. Giyim kuşam, yemek, eğlence, modalar, ‘trend’ler, küsmeler barışmalar, nazlar niyazlar, tüketim, küçük bir övgü ya da söylevle mutlu olabilen vasatın oyalanma araçlarıdır, onlar ipi göğüsleyemiyorlar. Günde otuz dakika, haftada dört gün, en kısa sürede mükemmel bir beden yaratırmış. Kemik erimesi, göğüs kanseri, şeker ve kalp riskini azaltırmış. Tesis istemezmiş, alet edavat istemezmiş, her zaman her yerde yapılabilirmiş. Ekonomikmiş, öğrenmesi kolaymış. Stres atmak için birebirmiş. Nice okumuş adamlar, nice kitap kurtları biliriz ipi göğüslemeye gelince sıradanlaşan. Oysa anlaşılıyor ki, sıradan adamlar ipi göğüsleyemiyorlar, ipi göğüsleyenler sıradan değiller. Şampiyonluk öğretilemiyor hayır, ama farkındalık yaratılabiliyor, teşvik edilebiliyor, örnek gösterilebiliyor.
 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly