08.09.2003
“Mozaik” miş!!!
Bayılırız, buhran ithal etmeye! Koşulları olsun olmasın buhran ithal etmeye, bayılırız! Arabayı atın önüne koşmaya, bayılırız! Yeniden alevlendirilen “Türk” değil, “Türkiyeli” olmak tartışmalarının gerisinde yatanın “özenti” olup olmadığını düşünüyorum. Evet, “özenti.” Katışık kültür diye bilinen Kuzey Amerikan kültürüne özenti ki, başlıca niteliğinin “yayılmacı” olduğu söylenir. “Katışık kültür”ün önde gelen temsilcisi göçmen toplumların oluşturduğu Amerikan kültürüdür. Kendi istatistiklerine göre, ABD’nin kabul ettiği göçmen sayısı elli milyondan fazla ve buna her yıl beş yüz bin ilâ bir milyon ekleniyor. Bundan 20,000 yıl önce Bering Boğazı üzerinden geldikleri söylenen şaman Kızılderililer var. Püriten’inden, Quaker’ına, Katolik’inden, Maynonayt’ına, Luterci’sinden, Anglikan’ı yüzlerce mezhepten İngilizler, İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar, Hollandalılar, İtalyanlar, Almanlar, İskadinavlar, İrlandalılar ve 1880’den itibaren zulmden kaçan Yahudiler var ki, bugün yaklaşık altı milyon cıvarında oldukları söylenir. Bir de “zoraki göçmen” dedikleri Afrikalılar var ki, bunlar köle olarak getirilenler. 1619-1808 yılları arasında beş yüz bin köle getirildiğinden bahsedilir. Çinlileri, Japonları, Kübalıları saymıyorum bile. Aşağıdaki gibi bir yazışma düşünün ki, hayali değil, sahici bir yazışmadır (1) “Soru: “Ben bir Katolik lisesinde okuyan bir Yahudi öğrenciyim. Dini inançlarım hakkında bir kompozisyon yazıyorum. Sorulardan birisi, İsa kimdir. Adamın yaşadığına bile inanmıyorum ama özel birisi olmadığı düşüncemi destekleyecek kanıtları nereden bulabilirim? İsa’ya inanmıyorum demem yetmez. Görüşlerimi destekleyecek yardıma ihtiyacım var. Teşekkürler.” Cevap: “Yahudilerin İsa’ya ilişkin tutumunu tartışmak durumunda kaldığın zamanlarda, göz önünde bulundurman gereken ilk şey, ispat yükümlülüğünün Hıristiyanlarda olduğudur, Yahudilerde değil. Yahudi dini, Hıristiyanlıktan binlerce yıl önce vardı ve Hıristiyanlık, Tevrat’ın ve diğer Yahudi Metinleri’nin kutsal olduğunu kabul eder. Dolayısıyla, Hıristiyanlarla tartışırken Yahudiliğin gerçekliğine girmenin gereği yoktur. Ancak, Hıristiyanlar kendi tanrıları olan İsa’nın dünyaya geldiğini ve Tevrat’ın kanunlarını iptal ettiğini, onları ‘Yeni Ahit’ ile değiştirdiğini iddia ederler ki, bu, İsa’nın varlığına inanç demektir. İsa’nın varlığına inanç ise olağandışı ve savunulamaz bir tutumdur: Bir insanın sahiden Tanrı, ya da Tanrı’nın bir parçası olduğu iddiası, çok ciddi bir iddiadır. Kime söylense saçmalık hatta delilik diye reddeder.” Bir başka ülke, 668 dilin konuşulduğu İndonezya. İlginç bir ülke, çünkü en az ABD kadar “derleme.” Adı, Yunanca “Hindistan” anlamına gelen “indos” ve “ada” anlamına gelen “nesos” kelimelerinde türetilmiş. Indonezya’da bir milyondan fazla kişinin konuştuğu dillerin sayısı sadece onbeş (2) ve nüfus 200 milyon. Yüzde seksenden fazlası Müslüman, altısı Protestan, üçü Katolik, ikisi Hindu, biri Budist. Etnik kökenlerine baktığımızda yüzde kırkbeşi Cavalı, yüzde ondördü Sundanlı, Maduriler ve Malayların her biri yüzde yedi buçuk cıvarında, geri kalan yüzde yirmi altı sayılamayacak kadar küçük rakamlardan oluşan gruplar. Etnik gruplar bazen iki ayrı dine bölünüyor, bazen de iki etnik grup bir dinin altında birleşiyor. Hal böyle olunca, sorunlar ve çözümleri mikro ölçeklerde ele alınmak durumunda kalınıyor. Öylesine mikro ki, İndonezya’nın kalkınma projelerinin hemen hepsi akim kalıyor. “İndonezyalı diye birisi yok,” diyorlar, “Çünkü İndonezya, Cava adasının kontrol ettiği yapay bir varlık.” Gün geçmiyor ki, insanlar birbirlerine girmesinler. 1999’daki “etnik” temizlik, Bosna’yı aratmazken, binlerce insan evinden oldu, yüzlercesi katledildi. “Hoşgörü”nün göçmen toplumlarının başlıca idealleri olarak ortaya çıkmasında şaşılacak bir şey yok, çünkü homejen toplumlarda, değiş yerindeyse, ortada hoşgörecek ya da görmeyecek bir mesele olmuyor. Rahmetli Cemil Meriç, “Osmanlı’da roman yoktu, niye olsun?” mealinde bir tesbit yapardı, “Romanın ortaya çıkması için toplumsal çatışma gerekli.” Toplumsal çatışma yoksa roman yok, destan var. İbret alınacak öyküler, efsaneler, meseller var. Aynı şekilde, “hoşgörü” olması için “çatışma” olması lâzım. Peki, ABD, onca değişik ulusu, etnik ve dini topluluğu “hoşgörü” ile mi bir arada tuttu? Hayır, önce, “Amerikalı” diye bir üst kimlik yaratıldı. İki kavram kullanıldı, “American way of life” ve “melting pot;” yani “Amerikan yaşam tarzı” ve “erime kazanı.” Birincisi, edebiyatıyla, sanatıyla, yayınıyla, sineması, “Süpermen” gibi çizgi roman karakterleri, “National Geographic” gibi dergileriyle ve hatta “Şükran Günü” gibi sonradan tertiplenmiş bayramlarıyla “All American” dedikleri bir değerler manzumesi yaratıldı ve göçmenlerden bu “WASP” yani beyaz-Anglosakson-protestan manzumede “erimeleri” talep edildi. Sonradan da bizim ülkücülerin benimsedikleri “ya sev ya terket” sloganın özgünü: ‘60lı yılların ABD Başkan adayı ünlü Barry Goldwater’ın, “America, take it or leave it!” Göçmen çocuklarına ana dilleri bilerek, istenilerek unutturuldu. Amerikan Komünist Partisi’nin kurucusu Litvanyalı bir Ortodoks Yahudisi olan Jacop Liebstein isimli göçmen çocuğunun Yeni Dünya’da tutunabilmesi için adını “Jay Lovestone” değiştirmesi, Yahudilikle dinsel ya da toplumsal bağlarının tümünü kopartması da bundandır. Farkı din, dil, etnik köken vb. kümelerden gelen insanları birbirlerinden yasalarla korumaya çalışmak, kevgirle su taşımak gibi bir iş. Buna karşın, üst kimliğin yasa koyması kaçınılmaz, çünkü toplumda bir ortak ülkü ya da neyin ahlâki olup neyin olmadığı üzerinde mutabakat yoksa, geriye insan haklarını yasalarla belirlemekten başka çare kalmıyor. “Politically correct” uzun yıllardan beri dillere pelesenk olmuş bir kavram. Siyaseten, siyasal bakımdan “doğru” olan hükümler anlamında kullanılıyor. Siyaseten doğru hükümler, oriyantalizm gibi, Ermeni katliamı gibi, genel-kabul-gören doğrular/hükümler. Çıkış noktaları, üst kimliğin doğrularını yansıtmak durumunda. Aksi taktirde, “kan davası” gibi bir olguyu hoşgörmek gibi bir demokratik tutum ortaya çıkıyor ki, olacak gibi değil. Öte yandan, nefret, kârlı bir ticari meta da olabiliyor; “hate mongers” diyorlar, “nefret tüccarları.” Üst kimlik, kavrama ilişkin olarak da yeni bir “suç” tanımı geliştiriyor: “hate crimes” ya da “nefret suçları.” “Nefret suçları” 1985’de yasallaşan bir suç şekli ve suçlunun gasp, saldırı, cinayet gibi zaten yasa-dışı olan hareketlerinin ötesinde, “düşüncelerini” de cezalandırmaya yönelik. Evet, tüylerimizi diken diken eden bu “düşünce suçu” kavramı, Anglo-Amerikan hukuk sisteminde bir kez daha yerini bulmuş durumda. Şöyle ki, örneğin, “tecavüz” cezası, tecavüz hareketinin ötesinde tecavüz kurbanının kimliğine ilişkin diğer niteliklerine göre de değişiklik gösterebiliyor. Tecavüz edilenin cinsiyeti, ırkı, dini, rengi, etnik kökeni mütecavize verilecek cezanın tayininde rol oynuyor. Çünkü, deniyor, “Nefret suçları, aslında ‘mesaj’ suçlarıdır. Saldırganın aslında yaptığı belirli bir gruba ‘istenmedikleri’ mesajını göndermektir. Bu bakımdan diğer suçlardan ayrılırlar.” “Düşünce suçu”nun olduğu yerde, “hoşgörü”den bahsetmenin abesliği bana ortada görünüyor. Özetleyegeldiğim bu tabloya baktığımda, Türkiye’yi, ABD ya da İndonezya gibi derleme bir devlet olarak görmek ve göstermek isteminin ardındaki psikolojiyi merak ediyorum. Aynı patlıcan kızartmasını, aynı mantıyı yiyen, aynı Müslim Gürses ya da Sezen Aksu’yu dinleyen, ayni dualara amin diyen, ekonomik kast sisteminin altında (haşa!) inlemeyen (yani, İndonezya’daki gibi, sermayenin belli bir etnik/dini grubun tekelinde olmadığı) insanlara, neredeyse bir biyolojik ırkçılıkla yaklaşıp, Arnavut, Çeçen, Arap ya da Kürt arka plânlarını öne sürerek, bir “mozaik” oluşturma gayretlerinin psikolojisini içtenlikle merak ediyorum. Bir o kadar merak ettiğim “Türk” kelimesinden kaçışın nedenleri. Bunda ekonomik kalkınmayı başaramamış olmamızı, “Etrak bî idrak”a yıkıp, hıncını egemen kimlik olduğunu vehmettiğimiz “Türklük”ten almak gibi bir toplumsal bilinç altının dahli olup olmadığını merak ediyorum. Eğer bu doğruysa, kabahati “öteki”ne atmanın hangi toplumsal yaraya merhem olacağının düşünüldüğünü merak ediyorum. Tarımsal üretime mi, sanayi kalkınmasına mı, eğitim seferberliğine mi, çöken ahlâka mı? Sanki, hümanizmanın ufuklarını gözetlemekten, ayağımızın önündeki taşı görmüyoruz. Olabilir mi? (1) Haham Eliezer C. Abrahamson ile adı saklı öğrencisi (2) Javanese, Sundanese, Malay, Madurese, Minangkabau, Balinese, Bugisnese, Acehnese, Toba Batak, Makassarese, Banjarese, Sasak, Lampung, Dairi Batak, and Rejang. Na-mevcut sanayi işçisinin “partisi” olmak gibi, ları düşünüyorum. ülkemizin “etnik mozaik” olduğunu teslim etmemiz gerektiğini dayatan “insancıl” kaygılardır ki, bir ucunun “etrak bî idrak” diğer ucunun Population: 195,683,531 in July 1992, with 1.7 percent annual growth rate. Sixty-nine percent in rural areas; high population density--major islands more than 500 persons per square kilometer; 100 persons or fewer per square kilometer in most densely populated Outer Islands (see Glossary). Jakarta largest city with 11.5 million in 1990. Government Transmigration Program (see Glossary) fosters relocation from densely populated to less-populated islands. Ethnic Groups: Language: Official language Bahasa Indonesia (see Glossary); Size: Total land area 1,919,317 square kilometers, which includes some 93,000 square kilometers of inland seas. Total area claimed, including an exclusive economic zone, 7.9 million square kilometers. Formal Name: Republic of Indonesia (Republik Indonesia; Indonesia coined from Greek indos--India--and nesos--island). Short Form: Indonesia. Term for Citizens: Indonesian(s). Capital: Jakarta (Special Capital City Region of Jakarta). Date of Independence: Proclaimed August 17, 1945, from the Netherlands. The Hague recognized Indonesian sovereignty on December 27, 1949. National Holiday: Independence Day, August 17. In recent months, the news media have reported extensively on the disruptions and uncertainties associated with the events in Asian money markets and financial circles. Although as many as ten nations have been directly affected by this series of insolvencies, bankruptcies and emergency bail-outs, the purpose of this report is to examine the magnitude of the impact of this crisis on the Chinese Business Community in Indonesia. This influential community suffered greatly during the Asian crisis which first began in Thailand, moved through Malaysia, and swept into Indonesia last Fall. Not only were Chinese businessmen and their families physically attacked, but they lost all of their assets, as well as their hopes and dreams for the future. Before delving, however, into some of the consequences of the crisis in Indonesia and its significance for the Chinese throughout the archipelago, it would be wise to review the basic demographics of the Chinese Community in this tropical island nation. The Chinese Community represents up to 35% of Indonesia's urban population and business base (The Economist, July 26, 1997). Over the years, because the Chinese have been denied political rights in Indonesia, they have concentrated their efforts on building businesses and earning money, mostly in Jakarta. As their assets grew, Indonesians were not able to keep pace with their Chinese counterparts. Many Indonesian businesses were indebted to wealthy Chinese entrepreneurs and bankers. Large factories, such as pharmaceutical plants in Surabaya, a city to the east of Jakarta, were owned by Chinese who had financial connections overseas. The breadth of Chinese influence was vast. As the wealth of the Chinese minority increased, the Indonesians became more aware of the discrepancy between their assets and those of the high-profile Chinese. When events in Thailand and Malaysia began to affect Indonesia, the first anti-Chinese violence broke out in Jakarta. Chinese businessmen were ambushed on the road to the airport and often beaten or killed. The Indonesians were angry at the accumulation of wealth among the Chinese. They were suddenly aware of their own vulnerability and their country's economic collapse, which they blamed on the Chinese, as much as on their own government (SCMP, September 5, 1998). When the Suharto government was forced to continue devaluation of the Rupiah, tension mounted (SCMP, September 10, 1998). Pressure was increasingly placed on the Chinese community, and their interaction with other Chinese businessmen in Taiwan, Singapore and Hong Kong came under heavy criticism. Under these circumstances, laws were not always honored, and large numbers of Chinese lost their businesses and homes due to actual violence and unfair political decisions against them. It is difficult to measure the exact extent of the damage done to the Chinese community in Jakarta and other cities. However, many accounts, notably IMF reports and newspaper articles, confirm that losses were substantial (IMF World Economic Summary, May 1997; Zaman, 1998; SCMP, September 14, 1998). The losses extended upward into state-owned banks, affecting everyone, not just the Chinese (Zaman, 1998). So the IMF and other world financial agencies are currently attempting to convince financial leaders to change their wealth-distribution policies. According to the Zaman article (1998), ten percent of outstanding loans in Indonesia were non-performing as late as Fall 1998. To make matters worse, the total foreign bank debt of Indonesia is 36% of the country's gross domestic product (GDP). Much of this debt is short-term, causing disruption in the local economies of Indonesia's large industrial centers. Money is being drained from the people to pay huge outstanding debts (interest and principal) to banks. The Chinese are affected negatively by these dynamics. To defend itself, the Suharto government enacted emergency legislation which penalized the Chinese heavily. Taxes, seizure of assets and freezing of bank accounts, among other actions, occurred (SCMP, September 10, 1998). These overt actions began to appear discriminatory and protests from the Chinese community in Indonesia and outside the country began to surface. Special Reports in the South China Morning Post, The People's Daily, and other major media outlets defended the business activities and the rights of the Chinese and heatedly criticized the reaction of the Suharto government (SCMP, September 23, 1998). But, of course, the situation was bad for everyone. One glance at reliable economic data published in professional sources demonstrates the seriousness of the Indonesian, and Asian, banking crisis (World Development Reports, 1995-1998). Clearly, there are implications for the "long-term" in Indonesia, particularly with respect to the attitudes of the majority population toward the minority ethnic Chinese in urban areas. The simmering emotions of the last six months are not likely to dissipate. Andi Wuisang, a Christian spokesperson, said that the combination of religious and economic friction in Indonesia is volatile and will last quite a long time (Strafor 1999). These types of observations are leading several specialists to believe that the crisis will adversely affect confidence in the foreseeable future, that is to say perhaps throughout the next decade. Nonetheless, there is some hope that the level of inter-ethnic trust can be rebuilt, in spite of this on-going hostility (SCMP, September 16, 1998). Banking, political and religious leaders are negotiating settlement of many issues that are now separating the primary ethnic groups in Indonesia. The Economist (July 26, 1997, 41-42) has expressed guarded optimism, but foresees storm clouds on the horizon insofar as real economic stability is concerned. Either partial solutions or temporary solutions are feasible; permanent resolution may, however, be impossible. The whole banking structure may have to be revamped before even semi-permanent economic security is achieved (The Economist, July 26, 1997, 41-42). Several of the reporters and financial analysts consulted, appearing largely in the South China Morning Post and in The Economist, agreed that the prognosis for Asia, inclusive of Indonesia, is uncertain. While the riots and urgent "economic deficiencies" may abate, there are underlying factors which will continue to intensify the instability in in-country Indonesian-Chinese relations. "Special Reports" in the Morning Post confirm the foregoing, but also reflect a range of opinions originating from Hong Kong (SCMP, September 14, 1998). The Chinese community in Indonesia has always prospered. This major set-back will temporarily upset their plans for growth. However, Chinese leaders in Jakarta are willing to work with the post-Suharto government in order to ensure relative, short-term stability for the entire country. While it is true that there is a power struggle occurring in the nation's capital, the Chinese are realists and recognize their place in the overall scheme of socio-political solutions. They acknowledge that repair of the social fabric is ultimately possible. The history of violence and chaos in Indonesia, such as the Aceh Wars and the purges of Communist masses during the Sukarno Revolution, should not affect the next century's development patterns in Indonesia (Ricklefs, 1993). There may be some momentary erosion of trust, but good inter-class and inter-ethnic relations are, in my opinion, still possible. Observations expressed in pertinent research articles, notably those used in preparation of this report, indicate that financial recovery is not going to occur soon. The IMF, The World Bank, The Asian Development Bank, and private banking consortiums are currently in the process of negotiating strategies and options. They hope to resolve the complex nature of this problem. It has been noted by these institutions, and other observers, that, with possible sections of Indonesia breaking off into Independent States (Timor and Aceh), perhaps it will be possible for the Chinese ethnic community to re-establish a good relationship with these (potentially) newly independent sections of Indonesia, and use the good relations thus generated to strengthen ties with the rest of Indonesia and its population (SCMP, September 5, 1998). Skeptics note that this may be difficult because the power-base is in Jakarta. Indeed, the geographic complexities of Indonesia must also be calculated when devising an effective solution to the internal crisis, a crisis affected, of course, by external dynamics over which the nation may not have meaningful control. Given the foregoing thoughts, both "financial recovery" for the nation and "lasting peace" between the Indonesian and Chinese communities are definitely possible, but will require much work, planning and joint effort to achieve. REFERENCES Historical Text: Topography: Archipelagic nation with 13,667 islands, five main islands (Sumatra, Java, Kalimantan, Sulawesi, and Irian Jaya), two major archipelagos (Nusa Tenggara and Maluku Islands), and sixty smaller archipelagos. Islands mountainous, with some peaks reaching 3,800 meters above sea level in western islands and as high as 5,000 meters in Irian Jaya. Highest point Puncak Jaya (5,039 meters), in Irian Jaya. Region tectonically unstable with some 400 volcanoes, of which 100 are active. Climate: Tropical, hot, humid; more moderate climate in highlands. Little variation in temperature because of almost uniformly warm waters that are part of the archipelago. In much of western Indonesia dry season June to September, rainy season December to March.
 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly