10.06.2008
KAPATILAN PARTİNİN ARDINDAN

1997
Demokrasi, Demopedi, İnce ayar


“… Ve dinin büyüsüyle aşık atıp kendinizi tüketmeyin. O’nun dengi değilsiniz. Dine olan susuzluk çok şiddetli, kökleri fazla derin, kültürel pekiştirilmesi fazla güçlüdür.”

Bu, Dr. İrvin D. Yalom’dan. Psikiyatrist. “Sunacak daha iyi bir şeyiniz yoksa, hiç bir zaman eldekini almayın,” diye devam ediyor.

Aynı gözlem, Ebu Hanife’de var: “Yerine onlarınkinden daha iyi bir düzen kuramayacaksanız, yöneticileri haletmeyin.”

Bir gözlem de Spinoza’dan: “Herşey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya çabalar.”

Sonra, başını arabadan çıkarıp kaldırımdan geçen örtülü genç kızın arkasından “Fadime!” diye bağırdığına şahit olduğum laik “Hanımefendi.” Aynı Hanımefendi, İsmar’da kasaplık yapan örtülü genç kadına da “haddini bildirdiğini” anlatıyor.

Sonra, medya da Refah’ın arkasından, “yürrü taş arabası anca gidersin!” edepsizliği. Teneke bağlanmadığı kaldı.

Bakımlı tırnakların, kuaförlü saçların ardından sırıtan mahalle karılığından nefret ediyorum. Örtülü genç kızın ardından “Fadime!” diye bağıran, bilmem ne ST֒sü mensubu “Hanımefendi” ile Pınar Eliçe’ye TV ekranından “Ay, kız, memen çıktı!” diye kıkırdayan Hülya Avşar arasındaki bağlantı içimi eziyor.

Lacivert takımların ardından sırıtan sokak çocukluğu da öyle. İtiraf etmeliyim: yüreğimi yokladığım zaman Refah’a ilişkin olumsuz duygularımı perçinleyen unsurlar arasında belki de en başta geleni buydu: pis çocuk sendromu. Küfür, hakaret, sokak kabadayılığı, hamhalat maçoluk.

Pir Sultan’ın sözüdür sanırım, “yarin attığı gül zul gelir bana.” Adamcağızı taşlıyanlar arasındaki dostu taş yerine gül fırlatır, o da bunu söyler. “Yarin attığı gül zul gelir bana.” Beyaz yemenili, nur yüzlü, incelikli insanlarken İslam’ın çağrıştırdıkları kılı kırk yaran terbiye iken, edep, ahlak, adaletken, batakhane ağızı. Ürperticiydi.

En son söyleyeceğini en başta söylemeyi marifet sanan kabadayılık, mahalle karılığı, pis sokak çocukluğu. Nasıl ki, insanoğlunun Mars’a gidiyor olması, Itri’nin değerinden eksiltmez; “demokrasi” de kadim değerlerin, “terbiye” görmüş egoların anti-tezi değildir. Rahmetli Cemil Meriç’in demokrasi ile “demopedi” ayırımını şimdi çok daha iyi anlıyorum. Demokrasinin ayak takımının idaresine dönüştüğü an uygarlığın tehlike sirenleri çalmalı gerçekten.

Dedem, ne bu lacivert takımlıları, ne de o tayyörlü hanımları yada onların erkek çeşitlemelerini, muhatap kabul etmez, evine sokmazdı, eminim. Dedem, müderristi. Kadıydı.

“Her şey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya çabalar.”

Kitaplı dinler de çabalayacak. Onların büyüsüyle aşık atmaya kalkanlar, Onların dengi olduklarını vehmedenler, kendilerini tüketecekler.

Şevki’lere, Ceylan’lara, dünya görüşlerinin yerine sunacak daha iyi bir şey öneremediğimiz için bu hallere düştük. Dinin büyüsünü göz ardı etmeyi, “ilericilik” bellediğimiz için bu hallere düştük.

İslam’ı münkirlere, laikliği farfaralığa kaptırmayacaksak, hamhalat yargılardan sakınmamız şarttır.

03.07.1997

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly