23.07.2008
“SAHİCİ KADIN”dan “YENİ KADIN”a! (8)

Not: Bu dizinin 1-7 bölümleri ile
“Adım adım Yeni Kadın’a doğru” başlıklı kronoloji
için “Kadın Sorunu” kategorisine bakınız.

Devletin “yükünü hafiflettikleri” gerekçesiyle kurulan özel kız okullarının natamam listesi aşağıdaki gibi. Bu okulların “Yeni Kadın” hareketinin gelişimindeki katkıları yadsınabilir gibi değildir. Öte yandan, ülkemizde yabancı okullara ilişkin bakış açılarının farklı olduğu malûmdur.


FRANSIZ
1583

AMERİKAN
1862

İTALYAN
1870
Abdülaziz

İNGİLİZ
1858
1. Abdülmecit
AVUSTURYA
1882
Notre Drame de Lourd

Notre Dame De Sion Fransız Kız Lisesi

Saint Benoit Fransız Kız Orta Okulu

Saint Michel Fransız lisesi

Saint Georges

Saint Pierre

Saint Pulcherie

Saint Esprit

İmmacule Conception
İzmir Amerikan Kız Koleji (Göztepe)

İstanbul Amerikan Bristol Hastanesi Ebe ve Hemşire Okulu (Nişantaşı)

İstanbul Amerikan Kız Koleji (Arnavutköy)

Amerikan Kız Lisesi (Üsküdar)
 
İtalyan Kız Ortaokulu (Ağahamamı)

İtalyan Okulu (R. Scuole Femminiledi Büyükdere)

Sacre Cour İtalyan Kız Okulu (Yeşilköy)

San - Pietro İtalyan Kız Okulu (Galata)

İtalyan Kız Okulu (Kadıköy)

San - Pietro Okulu (Kadıköy)
 
English High School for Girls

İngiliz Kız Ortaokulu (Beyoğlu)
 
Sank-Georg Avusturya Kız Lisesi

Taraflardan biri, örneğini www.wowTurkey.com sitesinde “Türkiye’deki köklü okullar” başlığı altında Robert Koleji yazan Mustafa Can Karakuş’un okulu takdim ederken, kurucularının misyonerlik faaliyetlerini örtmeye özen göstermeye azami dikkat sarfettiği görülür. Şöyle: “Robert Kolej 1863 yılında Bebek'te Amerika Birleşik Devletleri dışındaki en eski Amerikan okulu olarak kurulmuştur.Okul, zengin bir Amerikalı olan Christopher Robert ve İstanbul'da zaten bir fırın, bir çamaşırhane ve bir de okul işleten Cyrus Hamlin tarafından kurulmuştur. Kuruluşundan ancak altı yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilen bir izinle Rumeli Hisarı sırtlarında verimli bir kampüs kurulabilmiştir. Hamlin'in anısına ilk yapılan bina Hamlin Hall olarak adlandırılmıştır. Robert Kolej, Hamlin'in ölümünden sonra George Washburn (1877-1903) ve Caleb Gates (1903-1932) tarafından başarıyla yönetilmiştir.” Bu arada, “kuruluşundan ancak altı yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilen bir izinle” ifadesinde saklı suçlama dikkat çekmektedir. Karakuş’un, “1863’de kurulduğu günden itibaren, Robert Lisesi Türkiye’de eğitimde mükemmelliği hedeflemiştir. Günümüzde Robert Lisesi, Türkiye’de ve uluslararası düzeyde, farklı alanlarda sosyal ve kültürel roller üstlenen vatandaşlar ve liderler olarak işlev yapacak, azimli, beceri ve kavrayış sahibi gençler mezun etmeyi amaçlamaktadir” şeklindeki ifadesi de, Sedat Ergenç gibi muhalifler tarafından (aşağıda) Türkiye’nin nasıl bir değişime tabi tutulmak istendiğinin ikrarı olarak görülecektir. Nitekim, “Mezunları arasında birçok başarılı siyasetçi, sanatçı ve iş adamları vardır. Robert Kolej, 8 yıllık mecburi eğitime geçilmesinin ardından sadece lise seviyesinde eğitim vermeye başlamıştır. Günümüzde mezunlarının %30 - %40 yurtdışındaki üniversitelerde eğitimlerine devam etmektedirler. Okulun popülerliğini korumasındaki en önemli neden kolej sınavlarında en yüksek puan alan öğrencilerin Robert Kolej'i tercih etmesidir” şeklinde sürdüren yazarın eklediği ünlü mezunlar listesi de Ergenç’in iddialarına delil olarak kabul edilebilecektir.
 

Orhan Pamuk
Vural Akışık
Yücel Eğecioğlu
Hasan Subaşı
Halis Komili
Halit Refiğ
Bülent Ecevit
Elif Sözen
Lale Müldür
Vartan İhmalyan
Etyen Mahçupyan
Can Paker
Engin Cezzar
Nihat Gökyiğit
Evin İlyasoğlu
İbrahim Betil
Erje Ayden
Mim Kemal Öke
Halil Berktay
Suna Kıraç
Cevat Şakir Kabaağaçlı
(Halikarnas Balıkçısı)
Mihri Belli
Ahmet Vefik Alp
Ayşe Şasa
Mehmet Emin Karamehmet
Çiğdem Onat
Tunç Yalman
Elçin Yahşi
Ömer Karacan
Kaan Kural
Genco Erkal
Perihan Mağden
Varlık Berköz
Cem Akaş
Lale Müldür
Yeşim Ustaoğlu
Melih Kibar
Yıldırım Türker
Tolga Örnek
Zafer Başak
Gülçin Telci
Gaffar Yakın
Tansu Çiller
Osman Kavala
Cem Boyner
Talat Sait Halman
Refik Erduran
İsmail Cem
Yusuf Mardin
Murat Rauf Sertel
Abidin Dino
Agop Dilaçar
Ahmet Çavuşoğlu
Ömer Kavur
Özdemir Nutku
Ali Pasiner
Özer Çiller
Ömer Madra
Ülkü Tamer
Şahin Alpay
Ömer Dinçkök
Ömer Koç
Mihri İffet Pektaş
Refik Fersan
Neşe Erberk
Can Göknil
Onur Mete
Bora Tekay
Haluk Özenç
Ayşe Kulin
Gülay Barbarosoğlu
Gündüz Vassaf
Uğur Ziyal
Daryal Batıbay
Mustafa Altay Sönmez
Özer Kabaş
Aptullah Kuran
Kamil Ocak
Şenez Erzik
Ahmet Güvener
Cem Karaca
Celal Şengör
Rahşan Ecevit
Can Kozanoğlu
Serdar Bilgili
Hagop Mıntzuri Demirciyan
İzzettin Önder
Cüneyt Sermet
İbrahim Kavrakoğlu
Suat Erler
Özdemir Nutku
Erol Çevikçe
Ekrem Ekinci
Alp Yalman
Nuri Çolakoğlu
Tomur Atagök
Cüneyt Ülsever
Osman Erkan
Tomris Uyar
Zeki Alasya
Özer Uçuran
Haldun Dormen
Kerem Kurdoğlu
Engin Cezzar
Nevra Serezli
Nedim Saban
Yiğit Şardan
Nejat Eczacıbaşı
İbrahim Bodur
Feyyaz Berker
Muharrem Kayhan
Nebile Direkçigil
Murat Seçkin
Umut Gökçen
Burhan Karaçam
Hüsnü Özyeğin
Vural Akışık
Rona Yırcalı
İbrahim Betil
Rüştü Saracoğlu

181890 yılında Robert Koleji mezunları arasında Tevfik Paşanın kızı Gülistan ve Halide Edip (Adıvar) vardır. (BKZ. “Türkiye’deki köklü okullar”)
Sedat Ergenç, Avrupa Toplulukları Araştırma Kulübü ( www.avrupa.org.tr ) yazarlarından; “Yabancı Okul Oyunu Ve Misyonerlik” başlıklı yazısında hareketi şöyle değerlendiriyor:
“...Çok köklü bir geçmişe sahip ülkemizde feodalizmden kapitalizme ve liberalizme geçişte batı toplumlarında görülen sınıfsal oluşumlar, üretim araçlarının mülkiyet hareketleri ve sermaye birikimi aynı ölçülerde oluşmamış, devlet örgütlenme modelleri aynı zaman ve aynı şekilde gerçekleşmemiştir. Ancak özellikle son 200 yılda ülkenin siyasetine, sosyal yaşantısına, ekonomisine, devlet bürokrasine yön veren –belki aristokratlar/elitler olarak adlandırılabilecek- gurupların, cemiyetlerin ve ailelerin var olduğu da kamuoyunun malumudur.
Bunlar Türkiye’nin söz sahipleridir. Bu söz sahibi kişi ve guruplar değişik bir perspektif içerisinde incelendiğinde eğitimin ne denli önemli bir araç olduğu, eğitimden yararlanan kişi, aile ve gurupların zaman içerisinde emsallerinden-rakip ve benzerlerinden çok daha söz sahibi oldukları görülecektir. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için genelde eğitim tarihinin yanı sıra, özelde yabancı mektepler ve tarihinin incelenmesi gerekmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde çok kültürlü, çok dinli sosyal yaşamı yönlendiren çok hukuklu devlet sistemi, içinde bulunduğu duruma uygun uygulamalar geliştirmiştir. Dini inanca dayalı “millet” anlayışı tüm dünyada terk edildiğinde ve üniter devlet anlayışı hakimiyetini ilan ettiğinde Osmanlı İmparatorluğu ne yapacağını bilmez haldedir. Osmanlı ne tamamen dine dayalı bir teokrasi yönetimi kurabilmiş, ne de o çağın gereklerine uygun bir devlet sistemi oluşturabilmiştir.
Bu karmaşa içinde Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya’nın yanı sıra Dünya hegemonyasına karar vermiş genç bir ülke (ABD), bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyada 100-200 yıl sonra ürün verecek bir oluşumun nüvesini 1800’lü yıllarda oluşturmaya başlamıştır:
...1820-1920 yılları arasında tüm Dünyada olduğu gibi Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerinin bu denli başarılı olmasında Islahat Fermanı ve kapitülason anlaşmalarıyla yabancılara verilen ayrıcalıklar ile Devletin iyi yönetilmemesi, yöneticilerin konuya ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta Anadolu'da Müslüman ve Ortodoks Hıristiyanlar (Rumlar ve Ortodoks Türkler) arasında yeterince taraftar bulamayan misyonerler, daha sonra Ermenilere odaklanmış ve bu çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların ekonomide, siyasette, kültürel alanlarda başarılı olmaları bu okulların toplumsal etkisini artırmıştır. Zamanla Müslüman Türkler de çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.
... Osmanlı ülkesine ilk gelenler Cizvit misyonerleridir. Bunlar genellikle Fransa Devleti’nin bölgedeki amaçlarına yönelik hareket etmişlerdir. Siyaseten Fransa’ya, mezhep olarak da koyu bir şekilde Papa’ya bağlıdırlar. Osmanlı Devleti’nde misyonerlik yapma faaliyetinin en önemli nedeni 1536 yılında başlayarak verilmeye devam edilen ayrıcalıklar, kapitülasyonlardır...Cizvitler 1583'te İstanbul'da St.Benoit Fransız okulunu kurdular. Kapitülasyon ayrıcalıklarının sağladığı yararlarla birlikte Cizvitlerin yanı sıra Katolik tarikatlarından/meşreplerinden olan/lar çoğu kendi isimleriyle anılan St.Joseph, St.Michel, St. Louis ve Notre Dame de Sion gibi okullar açmışlardır.

1919 yılından önce Osmanlı Devleti'ndeki sadece Fransız okullarında eğitim gören çocuk/genç sayısı 59.414 ulaşmıştır. Bu okullara ek olarak Fransızların kontrolünde olan çok sayıda sağlık ve sosyal hizmet kuruluşu da bulunmaktadır:

 

Kurum Sayı Şehir
Hastane 7 İstanbul Fransız Hatanesi, İzmir Saint Antoine Katolik hastanesi, Yafa Saint Louis Hastanesi, Kudus Soeurs Saint Joseph Hastanesi, Beyrut Fransız Hastanesi, Şam Soeurs Saint Vincent Hastanesi, Bursa Les Soeurs Saint-Vincent de Paul Hastanesi
Dispanser 9 İzmir, Yafa, Ramallah, Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, Musul ve Cizre
Eczane 6 İzmir, Yafa, Ramallah, Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, Musul ve Cizre
Sağlık Ocağı 20 Bursa, Tripoli, Kudüs
Yetimhane 10 1240 çocuk kapasiteli

Fransız Katolik Misyoner Kuruluşları-1919

Cizvitleri Amerikalı ve İngilizlerden ayıran en önemli husus bölge halkından ziyade açıkça Fransa’ya hizmet etmeleridir. Anglo-saksonlar (ABD, İngiltere) bölge halkına onların diliyle kültürüyle hitap ederken, Cizvitler daha iyi sömürgeler kurabilmesi için Fransa'yı ön plana çıkarmışlardır. Eğitim verilen çocukları birer Fransız çocuğu gibi yetiştirmişlerdir.
Osmanlı Devletine gelen ilk Protestan misyoner, 1815 yılında Mısır'a ayak basan İngiliz Church of Missionary Society’e bağlı bir papazdı. Onu 1820 yılının ocak ayında İzmir’e gelen Pliny Fisk ve Levi Parsons adı Amerikalı misyonerler izlemişlerdir. Bu iki misyoner Anadolu en kapsamlı faaliyeti gösteren Amerikan Yabancı Misyonlar Kurumu (Amerikan Yardım Cemiyeti) American Board of Commissioners for Forein Missions (ABCFM) adlı Amerikan misyoner örgütünün elemanlarıdır. Bu örgüt ABD'deki Protestan misyoner örgütlerinin içindeki en kıdemlisi ve en büyüklerinden biridir. ABCFM Kalvinci geleneği temsil eden, 16. yüzyıl sonları ile 17.yy’da İngiltere ve Amerikan’nın doğusunda filizlenen Puritan akımın belli başlı üç temsilcisinden birisi olan Congregationist’lece 1810’da Boston'da kurulmuştur.
ABCFM 1868 yılında ABD’deki 16 Protestan misyoner örgütünden yalnızca birisidir ama bu 16 örgütün yaptığı harcamaların %30'unu tek başına yapmakta ve istihdam edilen misyonerlerin yine %30'unu bünyesinde barındırmaktadır. 1886 yılında dünya üzerinde 80'in üzerinde misyoner örgütü vardır ve bunların 32'si ABD, 24'ü İngiltere, 25'i Avrupa kıtası kökenlidir. 1896 yılına gelindiğinde ise dünyadaki misyoner örgütlerinin sayısı 150'leri bulmakta, buralarda toplan 11.574 misyoner faaliyet göstermektedir.
Protestan misyoner örgütlerinin dünyayı aralarında paylaşmalarında Osmanlı Devleti esas itibariyle ABD'nin payına düşmüştür. ABCFM Osmanlı Devletindeki faaliyetlerine 1870 yılına kadar tek başına, o yıldan sonra ise Board of Foreign Missions of the Presbyterian (BFMPC) birlikte çalışmıştır. Bu arada başka bazı yan ve yardımcı kuruluşlar devreye girmiştir.
…Yabancı mekteplerin nüvesi olarak; 1831'de İstanbul, 1834'de İzmir, 1835'de Trabzon, 1848'de Bursa, 1852'de Sıvas ve Merzifon, 1854'de Kayseri misyoner istasyonları kurulmuştur…Okullar açılmasından yaklaşık 50 yıl sonra yerel yöneticilere devredilmesi planlanmıştır. Her ne kadar gelen ilk misyonerler Hıristiyanlığın kutsal kitabını tanıtmak için okullar açtılarsa da bu zamanla yerini laik okullara ve kolejlere bırakmıştır. Zaman içinde yabancı okulların sayısı ülkedeki okulların 1/3 üne tekabül etmiştir. ABCFM'nin yanısıra özellikle kız okullarını WBM ve WBMI gibi kadın misyoner okulları da desteklemiştir.
ABCFM Başkanı Dr.James L.Barton tarafından Ocak 1919’da Barış Konferansı’na sunulan rapora göre Türkiye’deki yabancı misyonerlerin durumu şöyledir: Misak-ı Milli (bugünkü) sınırlar içinde, sadece Amerikalı, İngiliz ve Alman olmak üzere toplam 66.352 misyoner (Rus, Fransız ve diğerleri hariç)
- 19 çocuk yuvası,
- 354 ilkokul,
- 39 ortaokul,
- 11 kolej (lise-üniversite),
- 15 hastane ve
- 18 dispanser
gibi eğitim, sosyal hizmet ve sağlık kurumlarında (ticari veya diplomatik merkezler dışında) 100 yıla yakın bir süre Türk milletinin değerleri ve inançlarının değiştirilmesi için faaliyette bulunmuşlardır.

Kurum

Sayı

Fransız Amerikan ve Alman
Hastane 7 15
Dispanser 9 18
Eczane 6 Bilinmiyor
Sağlık Ocağı 20 -
Yetimhane 10 19
Muhtelif Seviyede Okul 66 423

Tablo 3: Amerikan Alman ve Fransız eğitim, sağlık ve sosyal hizmet kuruluşları.

Amerikan okullarının yanı sıra İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Ermeni ve diğer yabancı okullar ele alındığında, Cumhuriyetin kurulmasından hemen önce Osmanlı toprakları üzerinde 29 yetimhane ve yuva, 49 hastane ve dispanser, 489 adet muhtelif seviyede eğitim veren okul bulunduğu görülecektir.
Anadolu’daki Amerikalı misyonerler 1891’e kadar lise ve üniversite ayarında 9 kolej kurup, çalıştırmışlardır. Anadolu’daki Amerikan Kolejlerinin ana taşıyıcıları Ermeniler olmuşlardır.
/Aşağıdaki tablo/ 20 Nisan 1914’te Saint Joseph’te yapılan bir araştırma bu okullara giden çocukların sosyal yapısını göstermektedir.
 

Meslekle Sayısı Meslekler Sayısı
Şehzadeler 8 Sivil Memurlar 80
Mareşal ve general 22 Bankacı ve Komisyoncu 80
Yüksek Şahsiyetler 90 Tıp Doktorları 90
Banka Müdürleri 30 Avukatlar 20
Mühendisler 20 İrad sahipleri 3.010

Tablo 5. Saint Joseph Koleji Öğrencilerinin Sosyal Yapısı

SONUÇ /olarak/ dikkate alınması gereken ana tema şudur:
500’ün üzerindeki muhtelif yabancı mektepte okumuş, bu okullardan 100 yıl boyunca mezun olmuş onbinlerce hatta belki yüzbinlerce Müslüman/Türk çocuğu nerededir? Bunlar Amerika, İngiltere, Fransa’ya mı gitmişlerdir?
Bunların torunları, varisleri, vekilleri nerededir? Onlar da bu yabancı ülkelerde mi yaşamaktadırlar? Cevap “HAYIR”dır.
Bu okulları bitiren onbinlerce Türk, Kürt, Arap, Acem, Çerkez gibi değişik milletlere mensup ‘zeki’ Müslüman çocuklarının ekseriyeti ülkemizde kalmıştır. 1800’lü yılların ortalarından itibaren bu ülkenin bürokrasisinde, sanayisinde, ticaretinde, basın-yayın, kültür ve sanat alanlarında, siyasetinde rol almışlardır. Bunların evlatları ve torunları da doğal olarak <sosyo-ekonomik ve kültürel birikimleriyle birlikte daha iyi şartlarda ve daha iyi konumlarda> bu ülkede yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedirler.
Geçmişte dini misyonerlik ve Devletimiz aleyhine faaliyetler gizli olarak yürütülmüştür. Talas’ta, Tarsus’ta, Merzifon’da, Harput’ta, Antep’te, İstanbul’da, Anadolu’nun her köşesindeki yabancı mekteplerde tabii ki aleni yıkıcı faaliyet yapılmamıştır. Ancak bu okulları bitiren zevatın önemli bir kısmı Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan kültürü ile yoğrulmuş, etki altında kaldıkları kültüre hizmeti ibaret aşkıyla yerine getirmişlerdir.
Milli birlik ve beraberliğimiz Kürt Teali Cemiyeti ya da İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi STK(!)lar ile yıkmaya çalışılmıştır. Amerikanın mandası altına girme gibi gayri milli ve aşağılayıcı teklifler, bazı çevrelerce kahraman olarak telakki edilen İstanbul Amerikan Mektebi mezunu Halide Edip Adıvar gibi aydınlar tarafından tartışılıp, Atatürk’e teklif etme cüretini gösterecek kadar ileri gitme cesareti göstermiştir.
100 yıldan fazla süren, eğitim gibi yüce bir duygu kullanılarak sürdürülen yıkıcı faaliyet Cumhuriyetle birlikte önlenmiş, bu gayri milli şer güçlerinin/misyonerlerin amacına ulaşması engellenmiş, her türlü gayri milli ve masonik faaliyetler yasaklanmıştır.
Ancak günümüz misyonerleri, ülkemizi sömürge haline getirebilmek için değişik STK.lar vasıtasıyla sevgi, dostluk, barış, özgürlük kardeşlik gibi kulağa hoş gelen kavramları kullanarak, bu sivil(!) faaliyetlerini ülkemizde, şehirlerimizde, sokaklarımızda daha etkin bir şekilde devam ettirmektedirler.
Tehlike bitmemiştir. Üstelik kültürel, siyasi, sosyal ve ekonomik birikimiyle birlikte dev gibi karşımızda durmaktadır. Ancak bu yıkıcı misyon sahiplerinin dezavantajı haksızlıklarından kaynaklanan cesaretsizlikleri ürkeklikleridir. Bunlara karşı en etkin mücadele, kendi kültür kaynaklarımızı ve değer yargılarımızı gençlerimize en hızlı, en akılcı ve bilimsel bir yöntemle öğretmektir. 50 yıldır yıpranan Milli ve ahlakî değerlerimizi kıymetlendirerek yeniden tüm Türk Milletine kazandırmak kendini milli sayan tüm dinamiklerin/güçlerin görevi olmalıdır. Ödediğimiz bedelin bundan fazla olmaması temennimizdir, ancak hainlerin şerrinden/oyunundan kurtulmak için ödenecek bir bedel varsa Türk milleti bu bedeli de ödeyecektir.”
Sedat ERGENÇ
SHÇEK İç Denetçi, Kamu Yönetimi Uzmanı


Neticeyi kelâm, Türkiye’de “Kadın Sorun, bütünün ayrılmaz parçası olarak irdelenmelidir; ister liberal, ister muhafazakâr gözlüklerle.

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly