13.09.2011

BEYAZ TÜRKLER KÜSTÜLER!

1992-1994 yılları arasında yayınlanan 
Viva la Muerte,” “Nuke Türkiye,”Valla, Kurda yedirdin beni!” 
O.K. Musti! Türkiye tamamdır”

dörtlemesinin
Beşinci Kitabı

ŞENAY YILDIZ
Akşam, 13 Eylül 2011

*Yeni çıkaracağınız kitabınızdan biraz bahseder misiniz?

Beyaz Türkler Küstüler adını taşıyor ve paçozluğun hikayesini anlatıyor.

*Paçozluk kavramını biraz açar mısınız?

Paçoz, kendi çıkarları için her yolu mübah sayan, küstah, peş para etmez, sokak kurnazı, zevzek, müptezel, basmakalıp, palavracı, rüküş, hoyrat, içtensiz, pespaye, nekes, terbiyesiz, aşağılık, ahlaksız, kalleş. Dostoyevski ‘Puşlost’ (Poshlost) der. Topluma musallat olan, iblis ayarlı, paçozluktur, Puşlost. İşte kitap paçozluğun hikayesi. Puşlost tüm bu kavramları içinde toplayan tanımlama. Bizde de Ömer Seyfettin’in Efruz Bey tiplemesi, Nesin’in Zübük’ü kısmen buna yakındır. Ama benim ele aldığım paçozluk süreci Puşlost’a daha yakın ve korkum o ki, bu iblis Türkiye’ye yerleşmektedir.  Paçozluğun dini, ırkı, sınıfı, cinsiyeti, ırkı yoktur ve giderek Türkiye’ye yerleşiyor.

*Beyaz Türk’ü nasıl tanımlıyorsunuz?

Beyaz Türk, asıl rahatsızlığının -bilinçli veya bilinçsiz olarak- paçozluk olduğunu görendir. Böyle içinde kavramlaştıramasa, daha eklektik anlatsa da görebilen; gelecek kaygısı olan ama nedenlerini oturtamayan; bütünü göremeyen ama paçozluk rahatsızlığını hisseden. Kürt de olabilir, başka bir etnisite de. Beyaz Türk’ün hiçbir etnik ayrımı, dinle imanla ilgisi yoktur.

*Beyaz Türkler’in küstüğü nedir?

Yarınların hep ihanet ettiği insanlar bunlar. Umutla bakıyorlar paçozluktan kurtulmak için ve bir ömür ihanet görüyorlar. Hayatın ihaneti gibi bir şey bu, kişisel değil. Küsülen o.

*Tanıdığımız figürlere yönelik eleştiriler de var mı kitapta?

Tabii var. Biliyorsun, ben insanları bireyler olarak değil de, belli bir akımın iyi örnekleri olarak ele alırım. O insanın bütünü öyle olmasa da, o hareket paçozluktur demek için. Mesela Cüppeli Ahmet’in konuşmaları paçozluktur.

*Neden böyle gördüğünüzü açar mısınız?

Bu, röportaja sığmaz, ayrıntıları kitapta olacak. Ama, eğer İslamiyet diye bir din varsa, bu adamın dini sohbetleri paçozluktur!  Paçozluğu az veya çok hayatın değişik alanlarında görüyorsun. Üniversitede, basında…

*Basında en paçoz diyebileceğiniz modeller kimler?

Hangi birini söyleyeyim ki? Mesela Serdar Turgut’un yazılarının kısmı azamı paçozluktur.  Ne arka planını, ne bilgisini yansıtan, nekes paçozluktur.  Aklımda karısı Rana’dan başka bir şey kalmaz! Bermuda Müsellesi diye Bermuda Şeytan Üçgeni hakkında Fethullah Gülen imzasıyla yayınlanan o kocaman yazı paçozluktur. Hocanın anlatacağı başka şeyler olmalıydı. Ertuğrul Özkök’ün gazetecilik yapacağı yerde kişisel yaşamını sergiliyor olması paçozluktur. Keza Ayşe Arman’ın teşhirciliğe varan gazeteciliği paçozluk örneğidir. Sütun yazarlığına yeni terfi eden Rahşan Gülşen’in yerli yersiz ahkâmı çoğu kez paçozluktur.

*İnsanlar sarsılsın mı istediniz bunları yazarak?

Hayır, ben sadece Beyaz Türklerin derdini anlatmak istedim. Dostoyevski’nin Puşlost’u gibi, paçozluk iblisi tüm kurumları sardığı zaman sıkıntı başlıyor. Bunlar Başbakan’dan tutun, herkese akıl verirler. Böyle de küstahtırlar. Herkesin herkesle yer değiştirebildiği, birisi gittiğinde hiçbir şeyin değişmediği bir durum paçozluktur.  Muhafazakar görünen ve 90 tane örtünün arkasına sığınan da paçozluk sergileyebilir, bikinin içindeki İvana Sert de, Eda Taşpınar da.  Paçozluk süreci  değişik biçimlerde ülkemizin her tarafına yayılıyor ve revaç buluyor.

*Nasıl başladı bu tipolojinin Türkiye’ye yayılması?

Eblehleşme süreciyle başladı, Türkiye’ye özgü de değil, uluslararası bir mesele. Bizde daha hızlı gidiyor ama bu hal 80’lerin başından beri dünyaya yapışmış ve yayılıyor. Berlusconi veya Sarkozy’nin paçozluklarının prim yapıyor olması boşuna değil. Sarkozy ve Carla’sı Fransız medeniyetinin temsilcisi olabilir mi? Lady Diana kim? Son çözümlemede hafifmeşrep bir hatun. Beşeri tarihte prenses denilen soylu, kontrollü, eğitimli, saygın o yapıyı yerle bir etmiş bir kadındır. Ama paçozluk dünyaya hükümran da olmaz.

*Bu bahsettiğiniz paçozlaşma süreci nasıl açıklanıyor?

Öncelikle bütün dünyada dinlere ne oluyor, onu görmek lazım. Hiyerarşik örgütlü dinlerin hepsinde sallanma, yıkılma var. Peki bu hiyerarşik yapılanmalar ortadan kalkınca ne olacak? Onun yerine demokrasi diye yücelttikçe yücelttiğiniz, sıradan insanların iktidarı gelecek. Furedi’nin (Frank) “Nereye Gitti Bu Entelektüeller?” kitabında anlattığı sıradan insanların entelektüelleri kaçırması 1980’lere denk düşüyor ve biz de oradan devraldık. Sistematik bilginin reddi, akademisyenlerin dünyanın her yerinde çaptan düşmesi, bunun yerini pazar ekonomisinin alması, öğrencilerin müşteri haline gelmesi… Bu değişimle yeni bir aristokrasi sınıfı çıkıyor ortaya: CEO’lar. Hızlandırılmış kapitalizm ve CEO’ların ortaya çıkması ile devlet başkanlarının kalitesizleşmesi aynı döneme rastlar. Bu CEO’lar, CFO’lar kendi aristokrasilerini oluşturdular. Türkiye’de de mesela Koçlar gibi uzantıları var. Bunlar da kendi aristokrasilerini yaratıyorlar. Bu sınıf dışarıdaki uzantıları ile birlikte başka bir şeye hizmet ediyor. 

*Neye hizmet ediyor?

Hızlandırılmış Kapitalizm’in karşısında İki kurum var: gümrük, vergi gibi düzenlemelerle ulus- devlet yapısı ve aşırı tüketimin karşısında durma özelliğiyle din. Şimdi, yıkılması gereken bu kurumun ikisi de yıkılıyor. Peki, yerine ne geliyor? Dünya vatandaşı.

*Kimdir dünya vatandaşı?

Dünya vatandaşı tercih ve beğenilerinde tek tiptir. Mesela bir Barbie bebek üretirsiniz, Endonezya’daki çocuk da onunla oynar, Ümraniye’deki de. Budur işte. Benzeş tüketici yaratıp, pazarı büyütmek. Bu, her zaman markette karşılığı olan, satılabilir ortak değerler yaratarak yapılır. Geçmişini satışa sürebilecek şekilde yeniden yoğurmadan CEO’ların pazarına uygun hale getiremezsin. Mesela Muhteşem Yüzyıl’ı yaparsan olur. Bu, benim paçozlaşma dediğim süreci getirir markete. “Nesi var bunun?” diye düşünülebilir. Unutmayın ki, bugün Türkiye’de ortalama eğitim süresi 3.5 yıldır. Son SBS’de matematik başarısında Türkiye çapında en iyi il Eskişehir’dir ve başarı oranı sadece yüzde 35’tir. Fen bilimlerinde yüzde 37. Yani, Türkiye’nin markete verebilecek özgün üretimi kalmaz.

*Neden?

Çünkü matematiksiz teknoloji, biyolojisiz çevre, notasız müzik… olmaz. Bütün bunları yerine oturtamadığınız sürece sadece tüketicisiniz. Dünya hiçbir şekilde tersine dönmeyecek, matematik, fen, biyoloji orada olacak. Biz şu anda ABD’ye bedava lisanslı öğrenci yetiştiriyoruz. Çünkü biraz yeteneği olan hemen gidiyor. Böyle giderse, Türkiye sadece tüketici kulvarında kalmaya mahkumdur. Bu eblehleşme sadece tüketiciliğe iter. Yazık, Halide Edip’e boşu boşuna mandacı, vatan haini denmiş. Bugün manda zaten gerçekleşti. ABD’ye eğitim için giden paraları görün, sizin Sulukule’den çıkan Sibel Can’ınızın evi Miami’de! Bu nasıl bir gidişattır, kaçıştır? Askeri otoritenin baskısı falan derler ya, eblehliğin, paçozluğun baskısı kadar büyük bir baskı yoktur. Çünkü paçoz, paçoz olmayanı göremez. Bir sürü asker intihar etti. Niye, hepsi mi delirdi yahu? Tüm bunlara bu kadar duyarsız kalabilen paçozluk nasıl yerleşti bize? Kitapta bunları anlatıyorum.

*Siz açılım sürecinin başında Başbakan Erdoğan’la kahvaltıda buluşan aydınlar arasındaydınız. Kürt meselesinde nasıl bir bumerang bizi bugünlere sürükledi ve 90’lara dönmeyi bile tartışır hale geldik?

Ben teşhislerle hiçbir zaman hemfikir olmadım. Yani, ideoloji yoktur, psikoloji vardır kanısındayım ve bu psikoloji hiçbir zaman Kürtlere ilişkin olarak ortaya konulmadı. Kürtler hiçbir zaman tanınmadı ama Türkler de tanınmadı! Entelektüel altyapısı olmayan bir projeydi. Çünkü karşıda açılıp kapanan musluk yok. 90’lara dönüyoruz diye bir şey de yok. 90’larda ne zaman çıkıldı ki, dönülsün?

*Bir yanılsama içinde miyiz?

Kesinlikle, ben baştan beri yanılsama görüyorum. Başbakan bir siyasetçi olarak atılması gereken adımları atmaya çalıştı. Bana sorarsan, zevahiri kurtarmaktan çok öteye gidemeyen girişimlerdi ama “Bir politikacının bunu yapması gerekir” diye düşünüyorum. Başbakan Erdoğan’ın dediği söze katılıyorum. Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır. Kürt sorunu bitmez, ancak yönetilir. PKK ne kadarı Kürt, ne kadarı Alman, ne kadarı Amerikan belli olmayan bir mafyadır. Mafya nerede bitmiş de bizde bitecek? PKK ile Kürt sorununu ayırmak lazım. PKK başından beri mafya meselesiydi, özgürlükçü Kürt hareketi falan değil. Özgürlükçü Kürt hareketi, Kürt soluyla birlikte gitti. APO’nun anasının bile kendisini özgürlük savaşçısı zannettiği bir topluma dönüştük. Ne işi var protokolde? Bunlar paçozluk değil de nedir Allah aşkına? İş etnisiteye girerse, farklı konuşacağız.

*Nasıl farklı konuşacağız?

Türkiye bir imparatorluktan bir ulus devlet kotarmak zorunda kaldığı bir dönemden geçti ve biz onlarca farklı yerden bir küçük yarım adacığa sıkıştık. Ama Türkiye Cumhuriyeti etnik olarak kimsenin üstüne gitmedi. Türkiye’de etnisiteden dolayı hak alınamadı gibi bir durum yok. Genelde baskıcı bir dönem yaşandı, bundan ne çektiysek, hepimiz çektik. Benim ailem muhacir, bizimle de herkes alay ediyordu muhacir diye. Ama bu olur. Düne kadar ekonomik kalkınmamızın, eğitim sistemimizin ne olduğu bellidir. Bazılarımız daha yoksul kalmış olabilir ama bu da geçecek olan bir süreçtir. Tüm bunların üstüne, bu durumdan yararlanmak isteyen ve hızla uluslararası mafyaya dönüşen bir örgüt oluştu.

*Uluslararası mafyalaşan bir PKK ne olacak peki?

Mafyayı bertaraf etme yolları denenecek. Halleşebilirsek, bununla halleşeceğiz. Geri kalanı kendi kendini yok edecektir, etmek zorundadır. Ulus devletlerin yok olduğu bir zamanda, ulus devlet çıkmaz. Tarih hatası çıkar ortaya. BDP liderliği de bunu görüyor ama Netanyahu gibi tribüne oynuyor.

*AKP’nin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok başarılı buluyorum, çünkü evin içinden konuşuyor. Bir Semra Özal’ı düşünün, bir Emine Hanım’ı düşünün. Hangisi evden konuşuyor? Emine hanım. Ben bu nedenle AKP’ye oy verdim, veririm de.

*Murat Belge gibi güven sorunu yaşamadınız yani?

Hayır. Çünkü iki şey görüyorum. Birincisi, daha iyi bir alternatif yok. İkincisi, ne olursa olsun, evden konuşulması gerektiği kanısındayım. Bir sürü hata var ama evden konuşan daha hızlı çözecektir. Siyasilere bakınca Tansu Çiller, Mesut Yılmaz… Türk vatandaşı ama buradan değil. Yaşadığı ülkenin kültürünü taşımayan, dışarıdan gelmiş kişiler için kullanılan ‘expatriate’ terimi vardır, kısaca expat denir. Başbakan expat değil, bence başarısı oradan geliyor. Evin içinden konuşuyor ve has. Ben köprünün geçilmesi aşamasında hiçbir şekilde sarsılmasını istemedim. Çünkü, yeni dünya düzeninde ya çekiç olacağız, ya çivi. Türkiye çekiç olmayı seçiyor gibi görünüyor. Bir çivi olmaktansa, ben de doğrusu çekiç olmayı tercih ederim.

*Röportajın başından beri sorguladığınız sürecin bir kısmı AKP iktidarını kapsıyor. Dolayısıyla onlar da bu sürecin bir parçası, değil mi?

Tüm bu sürecin bir parçası tabii ki. Ama zaten korkutucu olan tek bir iktidarın çözebileceği şeyler değil bunlar. Olmayan muhalefet, yalaka entelektüeller, yalaka basın… Nasıl çıkacak bu adamlar bu işin içinden? İktidarlar da tedib edilmek zorundadır. Ama görüyor muyuz bunu?

*Gerçekten yapabilecek konumda mıyız peki?

Tabii ki yapabilecek konumdayız. Ama kaybedeceklerimizden korktuğumuz için konuşmuyoruz.

*Nereye doğru gidiyor Türkiye size göre?

Arsız bir dünyanın parçası olmaya doğru giden bir Türkiye görüyorum önümüzdeki 25-30 sene. Ama dünya tarihi böyle sarkaç gibidir. Bir böyle azar, arsız tüketimle savrulur. Sonra bir geriye dönüşü olur, muhafazakarlaşır, sola döner. Şu anda sarkaç halen sağa doğru gidiyor. Türkiye onunla beraber sol muhafazakarlığa doğru dönecektir.

*Sağ muhafazakarlık döneminde miyiz şu an?

Hayır canım, şimdi muhafazakarlık yok ki, şu anda paçozluk var! Muhafazakar olabilmek için de eğitim ister. Eğitimli olacaksın ki neyi muhafaza ettiğini, değerlerini bileceksin. 3.5 yıllık eğitimle neyi muhafaza edeceksin? Sakın başörtüsünü muhafazakarlıkla karıştırmayın. Tersine, İslamiyet arsız tüketime direnebiliyor mu, bunu sormak lazım. Bence, hayır! Türkiye’de şu an Panteizm’in tüm işaretleri var. Reiki’lerden, plates’lere hepsinde bunun izleri var. Bugün uygulamalarını gördüğümüz İslam ne kadar İslam’a uygun ki? Bu iktidarın evden konuştuğu doğru, ama muhafazakarlar iktidarda değil.

*Son dönemde başörtülü ve açık veya İslami hayat tarzını seçenlerle seçmeyenlerin ilişkileri tartışılıyor. Ertuğrul Özkök gettolaşmaya gider miyiz diye bir yazı kaleme aldı. Sizce gider miyiz?

Evin içinden konuşulduğu sürece hiçbir yere gitmez. Ama sen expat olmakta ısrar edersen kendini gettoya mahkum edeceksin demektir.  O zaman expat’lar kendilerine başka yer bulacaklar. Ben expat değilim, hiç olmadım. Örtülü müyüm? Hayır. Örtünecek miyim? Asla. Ama bunlar ayrı. Tabii şu da var: İslamiyet’in bu kadar şartı varken, örtünün başrole çıkartılması hem çıkaran, hem çıkartan açısından kolaycılıktan ibarettir.

*Tarihin sarkacının öbür tarafı neden sol muhafazakarlık?

Çünkü emeği ortaya koyacak tek şey o gibi görünüyor. İslamiyet direnemeyecek, emeğe saygıyı beceremeyecek gibi görünüyor Kapitalizm’le çok iç içe geçtiği için. Mesela Suudi Arabistan Kralı, Katar emiresi, Ürdün Kraliçesi’nin hallerine bakın. Hızlandırılmış kapitalizmin alternatifini kim getirecek? Mekke’de 5 yıldızlı otel yapan, 5 yıldızlı otellerde devre mülk alan kozmik oda Müslümanları mı? Panteizm zaten Kapitalizm’in dinidir. Spinoza ile Adam Smith aynı şeyi söyler. Bu nedenle, Türkiye’nin çekiç olması lazım ama bu arada kendi paçasını toplaması lazım. Gerçi o çamur, ille de sana sıçrar. O nedenle kadim değerleri kavramlaştırmak ve orada seçim yapmak gerek.

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly