16.12.2005
Din Eğitimine İlişkin Düşünceler
[Dilek Temirhan'a Mektup ]

Sorular

1) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olarak okutulması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anayasa’nın ilgili maddesi zorunlu din ve ahlak eğitimini devlete bırakarak
konuya açıklık getirmektedir. Ancak Türkiye’de din eğitimi ve öğretimi meselesi hakkındaki tartışmaların temelini daha çok maddenin ikinci yarısında belirtilen isteğe bağlı din eğitiminin nasıl yapılacağı, müfredatının neler olacağı, hangi kurumlar eliyle gerçekleştireceği konuları oluşturmaktadır. Bu konudaki düzenlemeyle ilgili öngörülen yaygın üç model bulunmaktadır.

a) İsteğe bağlı din eğitimi dersleri örgün eğitimin ilk ve ortaöğretiminde seçmeli ders olarak okutulmalıdır.

b) İsteğe bağlı din eğitimi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yaygın eğitim kurumlarında gerçekleştirilmelidir.

c) İsteğe bağlı din eğitimi örgün eğitim dışında, cemaat ve sivil toplum kuruluşları eliyle yapılmalıdır.

Soru 2) İsteğe bağlı din eğitiminin nasıl düzenleneceği konusunda ortaya konan modellerden hangisini destekliyorsunuz? Bu modeller dışında kişisel bir öneriniz var mı?

Sevgili Dilek,

Herşeyden önce “din” denilen kurumun insanoğlunun yeryüzündeki binlerce yıllık serüveni sürecinde şekillendirdiği bir “dünya, kâinat, kozmos açıklaması,” dilerseniz “görüşü,” olduğunu hatırlatmak isterim. “Din” kelimesini bir üstbaşlık olarak kabul edersek, tarih öncesinden başlamak üzere, paganizmden teizme, teizmden deizme, mezhep, tarikat, kült ya da benzerleri kümeleşmelerin sayısız “açıklamalar” geliştirdikleri mâlumdur. Bunlardan bazılarının vardıkları sonuçlar birbirleriyle kısmen de olsa benzeşmekle birlikte (örneğin, Kitaplı Dinler dediğimiz Musevilik-Hıristiyanlık-Müslümanlık üçlüsünde olduğu gibi) bir o kadar da farklı sonuçlara varanlar da mevcuttur. Öte yandan, Şinto, Budizm ve muhtelif çeşitlemeleri, Konfüsyusçülük, Asatru gibi gibi dinlerin dünya/kâinat görüşleri diğerlerinden ve birbirlerinden çok farklıdır.

Söylemeye çalıştığım, “din eğitimi”nin esası itibariyle insanoğlunun bu gezegendeki düşünce/inanç serüveninin “nakledilmesi” anlamına gelir ki, bu bağlamda, en az tarih, coğrafya gibi beşeri bilimler (humanities) kadar önemlidir (ya da değildir!) Yine bu bağlamda, “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersinin zorunlu olması gerektiğini dört başı mamur bir eğitim için şart olduğunu düşünürüm. “İsteğe bağlı tarih” ne denli anlamlıysa, isteğe bağlı “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” de o kadar anlamlı bir seçenek olur.

Öte yandan, meselenin dersin “içerik”inden kaynakladığı da bir vakıadır. Benim olmazsa olmaz gördüğüm “dinsel dünya görüşü”nün ne olduğunu işleyen ve buradan yola çıkarak Avrupa Aydınlanması ile sonuçlanan değişimin açıklığa kavuşturulması ve nihayet her toplumda bir dönem yaşanmış ve yaşanmakta olan “din-bilim” çatışmasına, “vahiy”e karşı “gözlem/deney” tartışmalarına ve nihayet günümüzde “New Age” akımının temsil ettiği gelişmelere, bu arada İkinci Aydınlanma denilen ve “bulanık mantık,” nano-teknolojinin işaret ettiği yeni anlayışı kapsayan müfredattır.
Bu bağlamda “İslâm” din eğitiminin bir alt-başlığı olmak; İslâmi mezhep, tarikat, vb. kümelenmelerinin de bu alt başlığın altında yer almaları gerekir. Ancak, bunu söylerken, İslâm dininin anlatımının nicelik ve nitelik itibariyle müfredatın diğer kalemleriyle eşdeğer olması gerektiğini savunuyor değilim. Türkiye’nin toplumsal kimliğini oluşturan İslâm, elbette olabildiğince kapsamlı anlatılmak durumundadır. Dahası, bunun böyle olması ülkemiz insanının toplumuna ve kendisine yabancılaşmaması için şarttır. Bilmek başka, bilineni onaylamak, uygulamak başka başka şeylerdir. Hal buyken örneğin bir Hanefi’nin, bir Alevi’nin mukaddeslerinin (ve tersinin) neler olduğunu öğrenmekten gocunmasını, dünya coğrafyası çalışan bir öğrencinin Afrika’yı öğrenmekten gocunması kadar anlaşılmaz bulurum.

Sorularınızı teker teker cevaplamam gerekirse,

a)Din eğitimi zorunlu ders olmalı ancak felsefe ya da mantık gibi soyutlama yetisi istediği için ilköğretimde değil en erken orta öğretimde müfredata girmesi gerektiğini düşünürüm.
b)Zorunlu din eğitiminin yetkin olduğu kadar da tarafsız bir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yaygın eğitim kurumlarında gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünürüm. Şu şerhle ki, Diyanet İşleri, Sünni, Alevi vb. itikatlara ek olarak ülkemizde yaşanan Musevilik, Ortodoksluk gibi diğer inançların temsilcilerini/ulemasını temsil eder niteliğe kavuşturulmalıdır.
c)Zorunlu din eğitimin örgün eğitim dışında, cemaat ve sivil toplum kuruluşları eliyle yapılması önerisine katılmam mümkün değildir. Nedeni (1) bahis konusu kuruluşların yetkinliklerine ilişkin ciddi endişelerim, (2) din eğitimi gibi fevkalâde kapsamlı bir konunun ancak ve ancak devletin sunabileceği altyapı imkânları ile gerçekleşebileceğini düşünmemdir.

Gördüğünüz üzere gündemdeki modellerden hiçbirisi beni tatmin eden modeller değil. Bana sorarsanız, din derslerini en erken dokuzuncu sınıftan olmak üzere zorunlu kılar, imam-hatip liselerini kapatır, ilâhiyat eğitimini yüksek lisans ve doktora seviyesine yükseltir, mühendislikten sosyolojiye kadar tüm lisans sahibi öğrencilere açardım. Ha, bu arada, mensup olduğu mezhebin ibadet usullerini, akidesini öğrenmek isteyenlere ayrı ve seçmeli bir “İslâm akidesi” dersi koyar, o derste namaz kılmaktan, ezan okumaya, semaha varıncaya kadar öğretirdim.

Umarım yardımcı olabilmişimdir. Selâmlar, kolay gelsin.


 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly