25.12.2002
TOPLUMUN EMNİYET SÜBABI: BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE

[ZAMAN]


“Sizi başkalarına benzetmek için elinden geleni ardına koymayan bir dünyada kendiniz kalmak, bir insanın yeryüzünde verebileceği en büyük kavgaya girişmek ve asla geri çekilmemek demektir” der, E.E.Cummings, “Bir Şair’den Öğrencilerine Öğütler” isimli eserinde.

Cummings’in öğütünü hatırlatan da geçtiğimiz hafta gördüğüm “Mümtaz Hoca bir yana, dünya bir yana” başlıklı değerlendirme.(1) Yazı, “Bir yakınının Mümtaz Soysal için şöyle dediğini hatırlıyorum,” diye devam ediyordu, “‘Kendi bir yana, dünya bir yana...’ Neden böyle demişti? Belki de Hoca’nın bükülgen olmayan inatçı kişiliği, bağımsız tavırları... Ya da kendi tekelinde sandığı birtakım doğruları savunurkenki üslubu biraz itici geldiği için öyle demişti. Belki de Hoca’nın başkalarında eleştirebildiği bazı şeyleri, kendisi söz konusu olduğunda kimi zaman görmezlikten gelebilmesi... Ve bunu son derece makul, ikna edici biçimde savunabilmesiydi... Hangisi bilemiyorum. Ama gerçekten ‘Hoca bir yana, dünya bir yana’dır. Örneğin Galatasaray Lisesi’nde okuyup, sarı - kırmızı yerine siyah - beyaz’a gönül vermek, yani koyu bir Beşiktaşlı olabilmek herhalde böylesine bir farklılığın ya da bağımsız kalmaya özen gösteren bir kişiliğin belirtisidir...”

Bükülgen olmayan inatçı kişilik, bağımsız kalmaya özen göstermek, farklılığını son derece makul, ikna edici biçimde savunabilmek! Yazıyı okudukça Mümtaz Hoca’ya daha da imrendim: “... 12 Mart 1971 darbesinin hapishanelerinden geçmiş ama başını eğmemiş,” askeri yönetime “hiç kuşkusuz karşı”ymış, 12 Eylül’ü “Demokrasi ve insan hakları açısından eleştirmiş... Ama kendine göre yeri geldiğinde, nedense yine farklı, bağımsız davranma yolunu seçmiş,” örneğin “Aydınlar Bildirisinin altına da Mümtaz Hoca imza koymamış.” Dahası, “1970’lerde Uluslararası Af Örgütü’nün Başkan Yardımcılığı’na kadar getiren bir insan hakları savunuculuğu var”mış ve “Bunu bileğinin hakkıyla elde etmiş.” Ama diyor yazar, “ilginçtir, zaman içinde Af Örgütü’yle Mümtaz Hoca’nın arası soğumuştur. Bunda Hoca’nın yine kendine özgü bağımsız yaklaşımlarının rolü olduğu söylenebilir. Örneğin Kıbrıs, Ermeni sorunu gibi bazı konularda Hoca’nın devletle içiçeliği ya da yakınlığı Af Örgütü’yle ilişkilerini hafif tertip limonileştirmiştir. Bunun gibi, Sovyet işgalindeki Afganistan’da insan hakları ile ilgili bazı yaklaşım farklarının da Hoca’yla Af Örgütü’nün arasını açtığı rivayet edilir.”

“1960’larda Mülkiye’de...efsane hocalardan biri”ymiş, “Olaylara yerleşik düşünce kalıplarını kırarak değişik pencerelerden bakmayı öğretir”miş. 1989’da kendisiyle yapılan bir mülâkatta, "Ben sosyal demokrasiyi yeterli bulmuyorum Türkiye için. Planlama diyorum,” demiş. Mülâkatı yapan itiraz etmiş, "Kapitalist bir ekonomi değil de, sosyalist ekonomi kurmayı hedef almak... Bunu söyleyen de pek kalmadı dünyada ama..." Mümtaz Hoca’nın yanıtı: "Ben biraz kalsın istiyorum Türkiye için..." Hoca bir yana, dünya bir yana!

Yazı, “...Mümtaz Soysal öyle sıradan bir kişi değildir,” diye sürüyor, “Ülkemizin ender yetiştirdiği beyinlerden biridir... çapı yadsınamayacak bir değerimizdir... Fransızca ve İngilizceye olan fevkalade hakimiyetiyle, bilgisiyle, kültürüyle her forumda kendisine yaman adam dedirtecek bir performans çıkartacağı kesindir. Türkiye’nin yüzünü karartmaz.”

Amma... gelin görün ki, Hoca, şimdilerde de “Hiç hoşlanmadığı Avrupa Birliği’nin yolunu Türkiye’ye kesecek değirmenlere su taşımaya devam ediyor”muş, hem de “Olanca zekasıyla, dışa karşı kadife gibi yumuşak bir üslup içindeyken, gerçekte şahinliğin en ince oyunlarını Kıbrıs’a dönük kurmanın peşinde olarak, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’a danışmanlık görevini sürdürüyor...Türkiye’yi Avrupa yolundan şaşırtmak için belki de son kozunu oynadığı için bu kadar hırçınlaşmış durumda, kim bilir?” Yazı böyle bitiyor. Eleştiri açık: “Mümtaz Hoca bir yana, dünya bir yana.” Yani?

Yani, ülkemizde bireyin düşünce özgürlüğüne dahil olduğu camianın egemen düşüncesiyle örtüştüğü sürece revaç verilir. Sadece bizim ülkemizde mi? Hayır. Bakın, “Independent Thinking Review” dergisinde yazan Prof. Sharon Presley(2) ne diyor: “Genelde kabul gören düşüncelere en ufak bir murakabe yapmaksızın biat eden bir toplumda yaşıyoruz.” Müsebbiblerini de şöyle sıralıyor:

* Çocuklarından sorgusuz sualsiz itaat bekleyen ebeveynler

* Öğrencilerin eleştirel düşünce becerilerini geliştirecekleri yerde ezbercilik ve uysallık telkin eden okullar

* Çağdışı davranış biçimlerine ve değerlere sadakat talep eden kiliseler

* Medyayı manipule eden ve yanlışlarını örtmek için sürgit yalan söyleyen politikacılar ve bürokratlar

* Yüzeysel ve yanlı “haber”ler yayınlayan televizyon ve gazeteler

* İnsanoğlunun cinsiyet, yaş, ırk, etnik köken vb. niteliklerini belirli kalıplarda takdim eden (örneğin, Arap=terörist) ve sorunların çözümünün onları ortadan kaldırmaktan geçtiğini telkin eden televizyon ve sinema filmleri

* Karmaşık kişisel sorunlara ‘karma, şakra, biyoritm, reiki’ gibi moda pop tedaviler uygulamaya kalkanlar

* ‘Doğru siyaset’ olduğuna inandıklarını (örneğin, Türkiye’nin AB’ye girmesi gerekliliği) despotizm pahasına dayatan kurumlar

* ‘Doğru siyaset’ olduğuna inandıklarını başkalarına taciz, aşağılama, sansür ve yasal önlemlerle dayatmaya çalışan aydınlar, yazarlar ve eylemciler.

Prof. Presley, durumun vahim olmakla birlikte, umutsuz olmadığını söylüyor. Bu nedenle muhalif sesleri kamuoyuna ulaştırabilmek için bir de stö kurmuşlar: Resources for Independent Thinking. Amaçları, duyduklarını ve gördüklerini aklın süzgecinden geçirmeden kabul etmeyen insanlar yetiştirmek. “Varsayımlarınızı, inançlarınızı, değerlerinizi sorgulayın” diyorlar. “Bağımsız kalmanın yollarını ararken başkalarının düşüncelerine saygı duymayı ve haksızlık etmemeyi şiar edinin.” Çocuklarınızın, öğrencilerin, dostlarınızın, meslektaşlarınızın ve hasımlarınızın bağımsız düşüncelerini teşvik edin. Akla uygun, eleştirel ve bağımsız düşünce yolundaki çabalarda etkin rol alın ki, medeniyetin sonu gelmesin.

Bir de kılavuz derlemişler: 1) Soru sorun, şaşırtıcı cevap almaktan kaçınmayın, 2) Meseleleri tanımlarken eksik bırakmamaya çalışın, 3) Size sunulan delilleri inceleyin, varsayımlara itibar etmeyin, 4) Saptırmalara karşı duyarlı olun, 5) Duygusal akıl yürütmeyin (‘Böyle hissettiğime göre, doğrudur’ demeyin) 6) Meseleleri basite indirgerken aşırıya kaçmayın, 7)Başkalarının yorumlarını da gözden geçirin, 8)Belirsizliğe tahammül etmeyi öğrenin, 8) Ne “Bilmiyorum” demekten korkun, ne de “bilmiyorum” cevabını almaktan. (3)

Kısacası, Mümtaz beyin bir yana, dünyanın bir yana olmasında hiçbir sakınca yok. Aksine, moda ‘siyasi doğrular’ın dışında kalabilenler, emniyet sübabı görevi üstlenirler. Hele de, “ülkemizin ender yetiştirdiği beyinlerden biridir... çapı yadsınamayacak bir değerimizdir” saptamasını hak ediyorlarsa.

Son söz, yine rahmetli Cemil Meriç’ten: “Bir adamın benden başka herkes aldanıyor demesi güç şüphesiz... Ama herkes sahiden aldanıyorsa, o ne yapsın?!”

 



1) Hasan Cemal, Milliyet, 21 Aralık 2002

2) Sharon Presley, Ph.D., Executive Director, RIT, Independent Thinking Revie, Cilt 1, Sayı 1.

3) Wade & Tavris, Psychology, 5.Baskı, Longman Publishers, 1998







 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly