DEVİN BİZİMLE SONSUZA KADAR...

Ellerinin içinde kaybolduğunu görebiliyorum maroken kaplı direksiyonunun üç yüz altmış beygirlik bir yarış otomobilinin, ve sonra bir baltanın sapının, ki her indirişinde ciğerlerin gürülder, terler çağlayanlar gibi alnın, göğüs kafesin. Seni sonbahar sisinin çöktüğü korulukta görüyorum, elindeki çifte bir elbise askısı ehemmiyetinde, ıslak gömleğini değiştirmen için seslenen annenin dudaklarına yerleştirdiği tebessümle yürürken geniş ve yaylanan adımlarınla kaygan gazellerin üstünde. Seni cana kıyarken görebiliyorum, evet; bir bıldırcını saçmayla, ve bir adamı bir metre mesafeden gözlerinin içine bakarak veya bir Enfield tüfeğiyle, unutulmuş bir uzak limanda, demir alan tankerlerin, konteynırların arasında. Seni sevişirken görebiliyorum, evet, kurşunu namluya sürerkenki sükûnetinle. Gözlerin yuvalarında dönmez, boşalırken de böğürmezsin, eminim. Belini örtersin kadınının, bir de emanet edersin ağır kollarını dinlenmeye üstünde; yüzü kayıp, avucunun içinde.

Ve sen, kimselere sataşmayan, kimselerle atışmayan giysilerinin yine de alalayamadığı suistimal edilmemiş bedeninle, uykudaki bir derviş kadar müteyakkız kestirirken kadim sırlara gülen gözlerinle, ben sana bakar bakar da ağlarım, delik deşik bir yetersizlik bilgisi içimde. Sen, muradım, sen, en tekinsiz iştiyaklarım cismanileşmişi, uzay ve zamanda ezelden ebede ve bir baştan bir başa yayılmıştın dalgalar gibi de, özlemimin karadelikler kadar güçlü çekimine karşıkoyamadın, kendini belirlemek durumunda mı kaldın yanımda, yöremde, karşımda? Arsızlığım mı neden oldu, sonsuz olasılığa sırt çevirip kırılmana benden yana? Yoksa o yüksek ahlâklı ışık mısın, talep ettiğim gerçeklerin ötesini yüklemekten imtina edebilen omuzlarıma?

Hayırhah bir serap, yollara döküldüğünde ardından sürükleyen dayanılır kılan ne varsa dünyayı; sessiz, abartısız, kuru sıcak bir el, doğumda kanıyla, ölümde küreği ve dualarıyla orada. Canhıraş bir çığlıktır ayrılık, yakılan türkülerde orada. Kaderin bilgisi gözlerinde saklı, kabirin çamurunda, matemin mahremiyetinde orada. Kandil ışığını güneşe dönüştüren, zemheride bahar çiçeklerine yol veren, sen. Özenle ayıklayan hayrı şerden, cömertçe bir abide tertipleyen toprağa verilenden. O abide, bir armağandır geride kalanlara senden. Eşrefi mahlûkatın ölçüsüdür cömertlik, matemin hakkını gözeten sen. İsyanı iyileştiren, teslimiyyeti miskinlikten ayrıştıran, sonsuza açılan yolu aydınlatan, tarih hatası bir şövalye. Vahiy, kendisini şer’in istibdatından kurtarana, gönlünde iyiliğe yer açana inermiş derler. Kirden, pastan, öfkeden, nefretten arınmamıza elveren. Hasreti iyileştiren, yanımızdayken bile özlüyor olmamız, mükemmeliyetinden nasiplenme iştiyakımızın tükenmezliğinden. Düzeneğimin elverdiği kadarıyla algılayabildiğim, ne olmasını istediğimi seziyorsa öyle olan, umarsız, talepsiz, ve her zaman yanımızdaki sen. Nerede, ne zaman, başlatacağını neyi hiçbir zaman bilemeyeceğimizi matematiksel bir kesinlikle bildiğim, joker. Git, dördüncü ası ol karenin, tamamlansın. Dön, altın kızı ol floş ruayelin yüreği elinde; dönüş, karo oğlanına rengin. Aklın, ahlâkın, adaletin, adabın ve aşkın ışığında, dokun, devreler tamamlansın. Elver, sistemler çalışsın, sonsuz değerler kazansın olabilirlikler. Birarada düşünmeye bile cesaret edemediğim hasletlerin mecmu’u, toplam yaşam enerjisi insanlığın. Kuantum çekirdeği ol, devin bizimle sonsuza kadar.