Malezyalılaştıramadıklarımızdan Mısınız?

Teşbihte hata olmaz da, ya art niyette?

Reuters, Malezya Federasyonu başkenti Kuala Lumpur’dan bir haber geçmiş. Şöyle, “…bir İslamcı parti tarafından yönetilen bir Malezya eyaleti, oruç ayı Ramazanda yeme, içme, tütün yasağına aldırmayan (“ignore”) Müslümanları yakalamak için “meraklı turşucu bir manga” (“a snoop squad”) oluşturdu…

New Straight Times gazetesi, muhalefetteki Parti İslam se-Malezya (PAS) tarafından yönetilen Kuzeydoğu Eyaleti Kelantan’da dinî yetkililerin sivil kıyafetli 10 belediye memurunu yiyecek satış noktalarında görevlendirdiklerini yazdı. Eyalet Başkenti Kota Baru Belediyesi sözcülerinden Azman Mohamad Daham, “oruç döneminde alenen yemek yiyenlere ilişkin çok sayıda şikayet aldığımız için, Konsey ilk kez böyle bir karar alıyor” dedi. Gazete, dinî yasaya uymayanlar 20 ringgit (6 ABD doları) ceza ödemekle karşı karşıya gelirlerken, yemek satıcılarına 500 Malezya ringgitine (144 ABD doları) kadar ceza kesilebilecek, diye ekliyor. Parti İslam se-Malezya, çok-dinli Malezya’yı İslam devletine dönüştürmek istiyor. 26 milyon nüfusun yüzde 60’ı Müslüman, yüzde 20’si Budist, yüzde 10’u Hristiyan, yüzde 6’sı Hindu. 1 dolar=3,840 Ringgit ” 

Ne eksik, ne de fazla, haberin hepsi bu. Ama ülkemizin “büyük gazetesi”nin şık ofislerinde yarattığı heyecan evlere şenlik! Yazarlar arası paslaşma, seyirlik! Gündem nasıl bulandırılır, ibretlik! 
Ortada fol yok, yumurta yok, başyazar bey, “Giderek Malezyalaşıp, Malezyalaşmayacağımız artık günlük tartışmaların bir parçası oldu!” diye hayıflanıyor; ötekisi, “Türkiye Malezya olur mu? Arkadaşlar bunu tartışıyorlar,” diye karalar bağlıyor; yönetmen bey, pasları alıyor, ve kemali ciddiyetle, “Tartışmamız, hem de çok ciddi biçimde tartışmamız gereken soru şu: Türkiye Malezya olur mu?” buyuruyor; kesmiyor, bir de, “bu hareket Gül-Erdoğan ikilisini Kerenski’ye çevirir, sonra da en az yetmiş yıl süründürecek bir dinî Bolşevizm’ götürür” diye uyarıyor!  

İnsan, koca koca adamların Kota Baru Belediyesi zabıtasından böylesine coşkulu ilham alabileceklerini düşünemediği için olacak, ürküyor doğrusu! Hangi hareket?! Gene ne oluyor?! Meğer, Prof. Şerif Mardin, üstelik Ayşe Arman’a, “Kadınlar geleceklerinden korkmaya devam etmeli” demişmiş. “Yüksek yargı mensupları” da (artık hangileriyse) “Kadınlar korkmalı” deyince, Yönetmen Bey, “Hangisine güvensin? “Kadınlar korkmasın” diyen “Siyasilere mi, bilim adamlarına mı?” Tabii ki, “tarafsızlığından kimsenin şüphe duymadığı” bilim adamı Şerif Mardin’e! Kaldı ki, “Şerif Mardin gibi” kendisi de Erdoğan-Gül ikilisini “bile aşabilecek bir ‘mahalle iklimi’nden” korkmaktadır. Yine kaldı ki, işin, “Şerif Mardin gibi ben de türbanın üniversitelerden kalkmasından yanaydım” iken “22 Temmuzdan seçiminden sonra gözlediğim ‘Bolşevik görgüsüzlüğü” kafamda şüphelerin doğmasına yol açıyor” gibi bir tarafı da var. 

“Bolşevik görgüsüzlüğü” sergilemekle suçladığı Gül-Erdoğan ikilisini, yüzde 23.5 oyla kaybettikleri 1917 seçimlerini silah zoruyla iptal ederek, yüzde 41’le kazanan Sosyalist Devrimci Partiyi alaşağı eden Bolşevik liderlere benzetme çabası, Hürriyet okurunun zekâsına hakaret değilse, hedefini (her neyse artık) ıskalayan bir kışkırtma uçuşu! Gül-Erdoğan ikilisini, 1917 sosyalist-liberal geçici koalisyon hükûmetinin Adalet Bakanı iken Bolşevik Lenin tarafından tasfiye edilip sürgüne gönderilen Aleksandr Kerensky’nin akıbetini hatırlatarak uyarmaya kalkmak akıllara ziyan bir gayret! Bunu, mesela Vehhabi, mesela 17. yüzyılın ilk yarısındaki Kadızadeliler hareketi dururken, “dinî Bolşevizm” gibi Hristiyan reformasyonunun dogmatizmini vurgulamak için kullanılan, esoterik bir terimle yapmaya kalkmak, entelektüel gösteri değilse, bir şeylerin üstünü örtme gayreti! Her hâlükârda ibretlik!  

Gelelim, güzide yazarlarımızın nedeni kendilerinden menkul üstencilik, horgörü, hatta nezaketsizlikle yaklaştıkları Malezya Federasyonuna: 

(1) Her ne kadar diğer dinlere de “barış ve ahenk içinde” riayet edilebilirlerse de, 1957 tarihli Malezya Federasyonu Anayasası’na göre “Federasyonunun dini İslamdır.” (bkz. Madde 3/1) Federasyonu oluşturan devletçiklerin hükümdarları bölgelerindeki “İslam dininin başları” olarak, Seri Paduka Baginda Yang di-Pertuan Agong dedikleri “Hükümdarların Hükümdarı” Malezya Kralına biat ederler (Madde 3/2) ve “Parlamento, /gerek/ İslam dinine ilişkin işleri düzenlemek /gerekse/ Yang di-Pertuan Agong’a İslam dinine ilişkin işlere dair tavsiyelerde bulunması amacıyla bir Konsey kurmak üzere yasalar çıkarabilir.” (Madde 3/3) 

(2)Malezya Federasyonunun resmî dini İslam’a nüfusunun yüzde 60.4’ünün riayet ettiği hesaplanırken, diğer dinler, Budizm, Hinduizm, Hıristiyanlık, Taoizm, Sikhizm ve Şamanizm’dir. 

(3) Malezya Federasyonunda İslami liderlerin büyük çoğunluğu halen Yemen kökenli Araplardır. 4. yüzyıldan itibaren bölgeye ticaret amacıyla gelen Araplar, zaman içinde İslamiyetin bayraktarlığını üstlenmişler, 13. yüzyıl itibariyle Malezya ve Endonezya’nın büyük çoğunluğu Müslüman olmuş, Arap-Maley karışımı nesiller üremiştir. 

(4) Federasyonun en eski şehirlerinden olan Melaka (Malakka) 1400 civarında kurulmuş, birkaç yıl içinde İslamiyet’i resmen kabul etmiş, Maleylere “altın çağlarını yaşatmış,” 1511’de Portekiz, ardından Hollanda, ardından, İngiliz sömürgecilerin istilasına, 1795, uğramış, sömürgeciler arası şiddetli savaşlardan ağır yaralar almış, 1824’de İngiliz-Hollanda Antlaşması üzerine, ülkenin İngiliz Malezya’sı ve Hollanda Endonezya’sı olarak ikiye bölünmesini yaşamıştır. 

(5) 1945 itibarıyla dünya kauçuğunun yüzde 40’ını, kalayın yüzde 60’ını üreten Malezya, petrol, doğal gaz, demir, bakır, boksit zengini olup; kauçuktan başka palmiye yağı üretiminde ön sıralarda yer almaktaydı; hâlen de öyledir.  

(6) 1957’deki resmî bağımsızlığına kadar İngiliz sömürgesi olan Malezya, 1942-1945 arası Japonya tarafından işgal edilmiş, bunu izleyen ulusalcı akımlar Müslüman Malaylara karşı Çinli nüfusun rağbet ettiği Malezyalı Komünist Partisinin (1930) militan kanadı, Malay Halk Kurtuluş Ordusunu doğurmuştur. Japonlarla savaştıkları sürece İngilizler tarafından eğitilen ve fonlanan Kurtuluş Ordusu, 1945’den sonra bağımsızlık mücadelesini İngiliz kuvvetlerine yönlendirmiş olup, İngilizlerin ilan ettikleri Sıkı Yönetim on iki yıl (1948-1960) sürmüştür. Buna karşın, Malezya Komünist Partisi, silahlarını 1989’a kadar bırakmamıştır.  

(7) İngilizler, günümüzde “Batı Malezya” diye bilinen bölgenin bağımsızlığını 1957’de tanımış, Tunku Abdul Rahman ülkenin ilk Seri Paduka Baginda Yang di-Pertuan Agong’u ilan edilmiştir.  

(8) 1963’de Batı ve Doğu Malezya ile birlikte Federasyonu oluşturan Singapur, 1965’de ayrılmış ve bağımsız bir şehir devlet oluşturmuştur. 

(9) Günümüzde Federe bir meşrutiyet olan Malezya’nın Anayasa’sı, “Reid Komisyonu” olarak bilinen ve beş sömürge yetkilisinden (Lord William Reid, İngiliz; Sir Ivor Jennings, İngiliz; Sir William McKell, Avusturalya; Hakim B.Malik, Hindistan; Hakim Abdul Hamid, Pakistan) oluşan bir grup tarafından hazırlanmış olup, 2005 yılı itibarıyla 650 değişikliğe uğramıştır. 

(10) Malezya’nın son Yang di-Pertuan Agong’u, Terengganu ya da Darul İman eyaleti/devletçiği sultanı Mizan Zeynel Abidin olup, kendileri 13 Aralık 2006 tarihinde dokuz üyeli (Durbar olarak da bilinen) Raca-Raca Meclisi tarafından beş yıllık bir dönem için seçilmişlerdir. Raca-Raca Meclisi, ülkenin dokuz eyaletinin (ülke toplamı 13 eyalet ve iki federal bölge) hükümdarlarından oluşur (Madde 38) ve yetkileri itibarıyla Parlamento’dan üstündür.  

(11) Malezya Federasyonu parlamentosu, (“Meclis”) “Divan Negara” olarak bilinen senato, “Divan Rakyat” denilen temsilciler meclisi olmak üzere iki kamaradan oluşmakla birlikte; senatonun 69 üyesinden tümü Seri Paduka Baginda Yang di-Pertuan Agong’un bizzat kendileri tarafından atanır. İlaveten, Parlamento’yu toplama, dağıtma, iptal ve başkanlık etme yetkileri hükümdarlar hükümdarında toplanmıştır. (Madde 55) 

(12) Yüzde 80’ı yağmur ormanlarıyla kaplı, yaklaşık 330 bin kilometre karelik tropik bir alana (Türkiye 780 bin km kare) yerleşik Malezya Federasyonu’nun 26,6 milyon nüfusunun (2006 itibarıyla) yüzde 50,4ü Bumiputra (Maley) yüzde 23,7si Çinli, yüzde 11’i Malayo-Polonezya yerlileri, yüzde 7.1’i Hintliler ve yüzde 7.8’i Araplar ve Avrupalıların da dâhil olduğu diğer etnik gruplardan oluşur.  

(13) Malezya Federasyonu’nun resmî dili Bahasa Melayu olmakla birlikte, ülkede Çincenin Kantonîz, Mandarin, Hokkiyen, Hakka, Haynan ve Fûçov diyalektleri ile Tamili ve İngilizce dâhil olmak üzere bir düzineden fazla dil konuşulur.  

(14) Malezya, on yedi yıllık “ulusalcı” Başbakanları Mahathir Muhammed’in (“Malezyalılar, IMF’den yardım almaktansa yoksul yaşamayı yeğlerler”) liderliğinde, dünya ekonomi tarihine IMF yardım ve müdahalesini reddeden (1997-98 krizi) buna karşın, yabancı sermayeye açılmak suretiyle küresel ekonomiye eklemlenen, ekonomisini kalay, kauçuk vs. gibi hammadde ihraç eden yapılanmadan kurtarıp, yarı-kondüktörler, cep telefonları, elektronik aletler gibi, katma değeri yüksek ürünlerin imalatına yöneltmeyi başaran tek ülke olarak geçmiştir. 

(15) 2006 itibarıyla Malezya Federasyonu’nun gayrisafi millî hasılası, 308,8 milyar ABD dolarıyla, dünyada 34. sıradadır. Ekonomisinin yıllık büyüme hızı yüzde 5,9; fert başına düşen GSMH 12,700 dolar olup, yıllık enflasyon yüzde 3,8 civarında seyreder. Güneydoğu Asya’nın dört kaplanından birisi (diğerleri Endonezya, Singapur, Güney Kore) olarak tanınan Malezya’nın gayrisafi millî hasılasının yüzde 8,3’nü tarım, yüzde 48,1’ini sanayi, yüzde 43,6’ını hizmet sektörü üretir. 
Ne diyelim, keşke Malezyalaşabilsek! 

Alev Alatlı, “Malezyalılaştıramadıklarımızdan Mısınız?”, Yorumsuz, İstanbul: Pınar Yayınları, s. 125.