ÖLÜ CANLARIN VİCDANININ SESİ

Metin Akyüz – Milliyet

“Orda Kimse Var mı?” dizisinden beri bilginin romanını yazan Alev Alatlı, “Gogol’ün İzinde” serisinin üçüncü kitabı olan “Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!” romanında da aynı çizgiyi sürdürüyor. Var olanın bilgisinin peşinde olan insanoğlu için varlık asırlardır önemli yetkeyi temsil etmiştir. Günümüze gelindiğinde ise bilginin var ettiği bir gücün varlığı önem kazanmıştır. Bilginin gücüne kayıtsız kalan varlıklar var olup olamama sorunuyla yüz yüze gelmişlerdir. Yaratıcılığın kaynağı saklıdır çünkü bilgide. 

Küçülen dünyamızda kolay erişilen bilgi, bilimden sanata kadar her alanda etkisini göstermiştir. “Orda Kimse Var mı?” di- zisinden beri bilginin romanını yazan Alev Alatlı, 2006 yılında Mikhail A. Şolokhov 100. Yıl Edebiyat Ödülü’nü almış olan “Gogol’ün İzinde” serisinin üçüncü kitabı olan “Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!” romanında da aynı çizgiyi sürdürüyor.Perestroyka sonrasıAlatlı, bu kez uzun bir süre bütün bilinmezlerine rağmen büyük bir güç olarak kabul edilmiş olan  Rus toplumunun nabzını Güloya Hanım’la tutmaya çalışıyor. Çok geniş bir coğrafyada birbirinden çok farklı olan iki sistem arasında kalan Rusya’yı anlatıyor. Dönem  perestroyka sonrasıdır. Komünizm esaretindeki Rusya’dan zorla Batı’ya sürgün edilen, varlık içinde yoklukları, özgürlük vaatleri içinde köleleşmeyi yaşayan ulusların öyküsü dile getiriliyor kitapta. 
Yazar, ölü canların vicdanının sesi olabilmek için nelere başvurmuyor ki: Soljenitsin’in Nobel konuşmasından Yeltsin’in anılarına; Adam Smith’in TV programlarından gazete ve TV haberlerine kadar birçok veriyi metinler arasılığın sarmalıyla okurlarına ulaştırıyor. Akademik bir çalış- maymışçasına referanslarla verdiği bilgiler, insani acılar ortasında dans eden şeytanı gösterme anlayışının bir ürünü kanımca. Ancak bunları anlatmak o kadar da kolay değil. Çünkü “Rusyanın anlaşılmaz, hesaba kitaba gelmez. Kendisine has bir kimliği vardır, Rusya’ya sadece iman edilebilir.”


Siyah ve beyaz ayrımının hükmünü yitirdiği, iç içe geçmiş matruşkalar misali belirsizliklerin yaşandığı, kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinmediği bir Rusya vardır.Pişmanlık çığlıkları“Gerçeğin sanaldan daha acayip olduğunu bizzat yaşayarak görmüş, düzmecenin sahici hayata kıyasla ne denli kaba, kurgunun yaşamın dinamizmi karşısında ne denli yetersiz ne denli çocuksu kaldığının bilincine varmış bir adam Dante misali bir inferno (cehennem) kurgulayamazdı. Daha doğrusu kurgulamaya gerek duymazdı çünkü kendisinin Rus infernosu vardı.” 
Yeryüzünde cehennemin diğer adı olmuştur Rusya. Gıda kıtlığının nedenleri yapayken, on milyonlarca ailenin açlığı sahicidir. Eskiyi reddeden yeni dünya düzeninin kurgularıdır tüm bunlar. 
Yazar, düzen hangi düşüncenin ürünü olursa olsun insanlığı dışlayan, ezen ezilen gerçeğini ortaya koyuyor. Geriyeyse kurtarıcılardan kurtarılmayı bekleyen umutlar kalıyor. Öyleyse ne yapmalı? Bu kadar bilgi akışı nasıl bir sonuca götürür Alatlı’yı… Kolay değildir dünyayı değiştirmek. Yalnızca bir umut beslenir veya bir temenni kalır yarına dair:
“Halkın hamisi olmak, kimin ne haddine… Ne tarihi görmezden gelebilir, ne de geleceği yaratabiliriz. Geçmişi geleceğe bağlayan zincirin kaderine tek bir halka hükmeder. Tarihi olay dedikleri o ‘tek halka’nın, insan sevgisinin, emniyet altına alınması olmalı. Aydınlara düşen, o tek halkayı emniyet altına almak.” 


Çaresizlerin güçsüzlüklerinden yararlanarak güç edinmeye çalışan Chichkov’ların dünyasında ölü canlardan kurulan kuleler kapladı her yeri. Gogol’ün ölü canlarından dökülen insanların dramı sayfalara sığmıyor artık. Bilginin kurduğu dünya yalnızca Rusya’da değil, tüm dünyada pişmanlık çığ- lıklarını koparmaya başladı bile: Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!