“TÜRKİYE’DE KÜRT SOYKIRIMI, 1924-1998” / YORUMSUZ (1)

Bundan sekiz yıl kadar önce, Temmuz, 1999’da, Ermeni Forum’unda, (Armenian Forum) Londra’da “önemli” olduğu vurgulanan bir seminerin haberi çıktı: konu, geçtiğimiz 80 yıl süresince “Türk milliyetçiliğinin Kürtler ve Ermeniler üzerindeki etkisi.” ABD’nin önde gelen üniversitelerinden University of Michigan, Ann Arbor öğretim üyesi Ara Sarafyan ile “İngiltere’de Bedford ve Leicester’de yerleşik, De Monford Üniversitesi hocası, “Türkiye’de Kürt Soykırımı, 1924-1998” adlı kitabın yazarı Desmond Fernandes’in katıldıkları semineri, İngiltere kökenli “Kürdistan’da Barış,”(1) “Birleşik Kürt Komitesi”(2) ve “Ermeni Soykırımının Tanınması için Britanya Komitesi” (3) isimli üç örgüt finanse etti. Bunlardan “Kürdistan’da Barış komitesi, 1994’de, “Kürt sorununa barışcıl çözüm” bulunması için kurulmuş; İngiliz Lordlar Kamarasının Liberal Demokrat lordu, Baron Avebury ile Noam Chomsky, Arthur Miller, Harold Pinter ve Julie Christie’nin (evet, Dr. Jivago filminin yıldızı, bildiğiniz İngiliz aktris) tarafından desteklemiş; “çok iyi tanınan Kürt hakları savaşçısı, Londralı eylemci(4)” Bayan Estella Schmid başkanlığını üstlenmiş. Leyla Zana’nın salınıverilmesi için kampanyalar düzenleyen bu örgütün İngiliz Parlamentosundaki sempatizanlarından İşçi Partisi Cynon Valley milletvekili Ann Clwyd, 2001 baharında, kendisini cezaevinde ziyaret etmiş. Örgüt, “Öcalan için Özgürlük Uluslararası Girişimi”(5) ile ortak kampanya yürütmekte.  

“Britanya’nın Birleşik Kürt Komitesi(6) olarak da bilinen diğer grup, ‘90ların sonlarında ortaya çıkmış. İngiliz Komunist Partisinin yayın organı Weekly Worker tarafından “yoldaş”(7) olarak tanımlanıyor; Kürt ve Kuzey Kore halklarının mücadelesinde paralellikler olduğu gerekçesiyle, “Amerikan tehdidine karşı Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti halkı ile dayanışma” içinde olduklarını ilan ediyor. “Kore /kuzey/ halkının büyük önderi” müteveffa Başkan Kim İl Sung’un 87. doğum yılını” Londra’da kutlayan(8) örgüt üyeleri, “Koreli devrimcilerin kendileri için örnek ve ilham kaynağı” olduklarından bahisle, “Yoldaş Kim İl Sung’un kitapları”nın kendi “savaşçıları arasında popüler olduğunu” bildiriyor. Ilısu barajı, “Birleşik Kürt Komitesi”nin ilgi alanlarından bir diğeri. İngiliz Maliyesinin kısaca ECGS olarak bilinen “İhracat Kredisi Garanti Programı” tarafından finanse edilmesi ve yine bir İngiliz şirketi olan Balfour Beatty İnşaat Ltd. tarafından inşası öngörülen barajın yapımını, Ticaret Bakanı Brian Wilson’a “uluslararası çevre ve uluslararası insan hakları yasaları” uyarınca baskı yaparak, durdurmakla övünüyorlar. Ilısu Baraj Projesinin devreye girmesiyle su altında kalması beklenen Hasankeyf’in Raman Dağı eteklerinde oluşturulacak yerleşim birimine taşınmasının planlandığı, malum.  


Seminerin ilk konuşmacısı Ara Sarafyan. Sözlerine, “Türkleştirme”nin gerek Osmanlının son yıllarında, gerekse modern Türkiye’de, süregelen bir politika olduğu iddiasıyla başlıyor, “Osmanlı Ermenileri için ‘Türkleştirme’nin fiziki imha anlamına geldiğini; 1915’de ortadan kaldırılması öngörülen Ermeni nüfusunun 2 milyon olduğunu anlatıyor. Sarafyan’ın izleyen iddiaları, hepimizin bildiği basmakalıp hezeyanlardan öte birşeyler değil. Ancak, adam, hızını alamıyor, Psmanlı İmpartorluğunun Rum tebasının da “imha edilmek üzere işaretlendiğini” ancak, Rum “soykırım”ının o dönemde gerçekleşemediğini, “çünkü, kapı komşu tarafsız Yunan devletinin Osmanlı İmparatorluğuna savaş açma ihtimali” olduğunu söylüyor. Mamafih, Türkler, 1918’den sonra, Pontus ahalisinden başlayarak soy kıymaya girişmiş, 1918-1923 arasında tam tamına 2 milyon Rum’u “etnik temizlik”e uğratmışız. Ege Rum’larının katledebildiğimiz kadarını katlettikten sonra, kalanları, kadim toprakları Küçük Asya’dan göçe zorlamış, bu arada İzmir’i de cayır cayır yakmışız ki, tutunamasınlar. Ermenilerin, Rumların ve daha sonra Kürtlerin yaşadıklarının ortak paydaları, içinde azınlık barındırmayan, sırf “Türk” bir devlet yaratmak niyetimizmiş. 


Öteki konuşmacı, “’Kürt Soykırımı’ üzerinde derinlemesine çalışan” Desmond Fernandes, seminere Kürtlerin modern Türkiye’de çektikleri zulmün “güçlü bir anlatımı” sunarak devam ediyor. Fernandes, Türk hükümetlerinin Kürtlere karşı daha istikrarlı bir soykırım programı uyguladıklarına, Kürtlerin “etnik Türkler” olarak asimile edilmelerinin plânladıklarına işaretle, “Kürt soykırımının mühendisleri, çoğunlukla bir kaç yıl önce Ermenileri ortadan kaldıran insanlardı” diyor; Türkiye’nin “soykırımcı politikaları”nı da, üç başlık altında topluyor. Bunlardan birincisi, Kürtçe’nin yasaklanması, Kürt tarihinin yoksayılması, Kürtlerin kendi topraklarının dışında bir yerlere yerleştirilmeleri, Türk eğitim sistemi, radyosu ve televizyonu aracılığıyla Kürt beyninin yıkanması; ikincisi, Türk hükümetlerinin programlarına muhalefet edebilecek Kürt kültürel örgütlerine, siyasi partilerine, medya kanallarına geçit vermemesi; üçüncüsü de Kürt direnişine şiddetle karşı konulmuş, “yüzbinlerce Kürt’ün Türk devleti yetkilileri tarafından öldürülmüş olması, 1920’lerdeki Şeyh Said ve Ağrı isyanları, 1930’lardaki Dersim ve yakın zamanlardaki PKK mücadelelerinin kan dökerek bastırılması. Fernandes, sözlerini Türkiye’nin Kürt parlamenterlerini ve İsmail Beşikçi gibi insan hakları eylemcilerini hapsettiğini, Türk hükümetinin düzinelerce gazeteciye ve aydına suikast düzenlediğini anlatarak sürdürüyor. Seminerde “Kürt Ulusal Kongresi,” “Kürdistan’da Barış Ulusal Konseyi,” ve “Birleşik Kürt Komitesi” gibi örgütlerin tanınmış simalarından Dr. Kemal Miraveli ile “Kürt Kurtuluş Cephesi,” ERNK sözcüsü Mizgin Şen de var. Bunlar da “Ermeni soykırımı”nın tanınmasının, Kürt sorunu bağlamındaki önemini vurguluyorlar. Sarafyan, Ermeni ve Kürt davalarının birbirlerini güçlendirdiğinden bahisle, Kürtlerin Ermeni sorununu benimsemeleri gerektiğini ileri sürerken, Kemal Miraveli, “Sürgündeki Kürt Parlamentosunun saflarına Ermeni ve Süryanileri de kattığından” söz ediyor, “bu halkların haklarının gelecekteki Kürt devletinin ayrılmaz parçası olacağı”ndan söz ediyor. “Kürtlerin, Ermeni Soykırımında rol almış olmalarının iki halkın arasına girmemesi gereği”nden bahisle, böylesi bir durumun “ortak cellâtları”nın, yani, “Türk milliyetçiliğinin ve 1923’de yarattıkları devletin” ekmeğine yağ süreceği anlatılıyor. 


Ortak strateji, Ermeni ve Kürtlere karşı işlediği suçları inkâr eden Türkiye’nin insan hakları ihlâllerini ve soykırım suçlarını Batı kamuoyuna duyurarak, Türkiye’nin “ılımlı” (soft) imajını ortadan kaldırmak, Türk hükümetinin Batı’dan aldığı yardımları kurutmak ve Türkiye’yi sorunlara “daha demokratik çözümler”e zorlamak olması gerektiğine işaret ediliyor. 
“Ermeni Forumu”ndan Nora Vosbigyan’nın haberi, “Seminerden gözle görünür biçimde duygulanan bir Kürt katılımcı, ele alınan konuların kendi hayatıyla nasıl örtüştüğünü anlattı,” diye sürüyor, “Ailesi Ankara tarafından bölünmüş, Türkiye’nin değişik bölgelerine yerleştirilmişti. Ata evinin nerede olduğu bilerek yetişti, ancak büyük yaşlarına kadar ziyaret etmedi. Anadilini hiç öğrenmedi. Ve Ermeni büyükannesini ve onun hikâyelerini hatırlıyordu. Zamanla Kürt mücadelesi, Kürt kimliğini uyandırdı ve şimdi artık milyonlarca Kürt gibi o da Türk devletinin asimile edebileceği kolay bir hedef olmaktan çıktı, hatta, Kürt hakları için savaşanların arasına katıldı. Kürt halkı uyandı ve kendi ulusal hakları kadar komşularının hakları için de mücadele etmeyi sürdürüyor.” 


Türünün ilki olan Londra’daki bu seminerin organizatörleri, devamının gelmesi üzerinde anlaşıyorlar. 

(1)Peace in Kurdistan Campaign
(2) United Kurdish Committee
(3)British Committee for the Recognition of the Armenian Genocide.
(4) activist
(5) International Initiative Freedom for Ocalan
(6) Britain’s United Kurdish Committee
(7) Weekly Worker 288 Thursday May 13 1999
(8) /Kuzey/ Kore Dostluk ve Dayanışma Kampanyası (KFSC) örgütünÜN 10 Nisan 1999 Londra toplantısı